Hayriye Şirket-i ’nin anıları
“Ege sevdası ,...”
Vişne çürüğü renginde,kadife kaplı koltuklarım vardı.Vişnenin kendisini bilmiyoruz,çürüğünü nereden bilelim diyebilirsiniz,.. haklısınız,..
Bir zamanlar İstanbul’un her yeri,vişne,dut,kestane,çınar,köknar ve erguvanlarla doluydu,... bugünlere çınarlarla,erguvanlar kaldı kalakala.
Benim Sirkeci, Kavak,Sarıyer, yolculuklarımın en keyifli yanlarını, her geçişte onlarla yaptığımız sohbetler ve dedikodular süslerdi,.. ama ne dedikodular !...
” İhsân beyle, Feride hanımın” Erguvan kardeşime yaslanarak sürdürdükleri ,hüzünlü ve imkansız aşkları !.
“Asaf beyle ,Nigâr hanımın” ,Vişne yemeye gidiyoruz diyerek birbirlerini ........ (Osmanlı terbiyem bu kelimenin yazılmasına razı değil,siz yerleştirin) ,
“Şemsi beyle ,Müjgan hanımın “ mâhçup ve taze sevdalarını yaşadıkları çınar altı,...
Daha neler neler,... anlatacağım hepsini merak etmeyin,...
Bugün size bir başka öykümü anlatmak geliyor içimden, madem ilk aşkla, sevdayla ve ilk evlenme teklifiyle başladım,... son sevdamla devam edeyim istiyorum... Sonu başından belli filmleri izlemeyi seviyorum – son senelerde, arada bir benim üst kat salonda gençler adı “etkinlik “ olan bazı geceler düzenliyor , bende hemen dikkat kesiliyorum, o gecelerden birinde izlemiş çok beğenmiştim böyle bir filmi,bir Fransız filmiydi sanırım ve son sahneyle başlamıştı - o nedenle de bize filmin sonunu anlatıyor diye kızmayın bana,...
Evren film kareleri değil mi ? Mış,..gibi oynadığımız sahnelerden oluşmuyor mu ?
O zamannnnn !... bobinler biter ama film bitmez ,aşklar,sevdalar bitmez,.... son sevda lafın gelişiydi ,...
Sanırım 7-8 sene önceydi,gözden düşmeye başladığım ,yerimi, taze genç aşiftelerin !, doldurmaya başladıklarını zannettikleri !,.. yıllar...Çalıştığım şirket o günlerin “yap işlet devret” modasına uyarak beni kiralamaya karar verdi,.. Ben biçare bir kadın, güngörmüşüm geçirmişim ama ne çare,..
Asırlardır dünyada kadının adı yok ki,Türkiye’de olsun... Fikrimi soran bile olmadı , kiraladılar beni bir İsviçre şirketine, Ege’ye gidiyorsun dediler.
Ben ki ,son yüzyılı, marmaradaki kardeşim Mavi’yle geçirmişim,huyunu suyunu ezberlemişim,Lodosla kavgalı günlerini kaydetmişim günlüğüme, durgunlaşmasının aslında, içinde fırtınalar barındırdığını öğrenmişim, aşırı sıcaklarda da “O” bana tahammül etmesini bilmiş beni sakinleştirmiş,.. nereden baksanız 80 yılı aşkın bir zaman böyle geçmiş.... Ve şimdi benden, önümde kalan 20-30 yılı Ege diye hiç tanımadığım biriyle geçirmem isteniyor,.. olacak iş değil,.. ama oluyor,.. Üstelik İstanbul’un ve Boğazın en güzel ayında,.. Eylül de ,...
Eylül ,Ege beyin en sakin olduğu aymış,benim yorgun bedenim başka zaman onun hırçınlıklarını kaldıramazmış,... Uzatmayayım, sonyaz günlerinde bir akşamüstü, Çanakkale diye bir yerde Mavi’yle vedalaşıp Ege’ye açılıyorum,... taze bir genç kız gibi ürkek, çaresiz ve heyecanlı ,...
Rotamın ilk durağı İzmir diye bir şehir,son durağım Göcek diye garip isimli bir koy olacakmış,yeni patronlarımın talimatı böyle.
Gerçekten de sakin, durgun geçen bir yolculuktan sonra İzmir’e varıyorum.Yıllardır adını işittiğim,yenilenmeye gittiğim Haliç’te birkaç defa karşılaşıp sohbet ettiğim, ince narin (laf aramızda biraz hoppa,....) kız arkadaşlarımın şehri İzmir,..
Ama İzmir, tam bir düş kırıklığı oluyor benim için,..inanılmaz bir sıcak ve tahammülü imkansız bir koku…
Sohbetlerimiz geliyor aklıma hemen, -İzmir’e , İstanbul gibi ilk görüşte aşık olamazsın- demişti kızların biri, -yaşaman lazım- ,.. oysa yıllarını Boğaz’da geçirmiş ben, bırakın yaşamayı ,bir an önce demirimi almaktan başka bir şey düşünemedim limana vardığımda,.. Patronlarda aynı düşüncede olsalar gerek,.. bir gece yattık İzmir’de ve sabaha karşı açıldık Ege’ye.
Ege,beni koynunda ağırlama görevini layıkıyla yerine getirdi,sakin sessiz bir yolculuk sonrası bir sabah , hadi ben artık çoşacağım dercesine beni minicik bir koya iteledi,..
Sanki İstinye koyu ,.. apartmanların yerini, tek katlı evlerin ,balıkçı kulübelerinin ve Ege’nin lacivertinin aldığı küçücük adacıklarla çevrili bir koy.
Yorgun, çaresiz ve ümitsiz bedenime, sakin ve dingin bu koy ilk anda o kadar iyi geldi ki, o ilk iyilik hali , bana orada geçen yıllara dayanabilme gücünü sağladı. Tabii birde yıllar sonra tekrar ilgi odağı olmanın, merakla ve heyecanla bakılan birisi olmanın dayanılmaz cazibesini işin işine katarsanız yıllarımı nasıl o küçücük koyda geçirebildiğimi anlarsınız.
Koya girdiğim anda sanki o ufak kasabada bütün hayat durdu,.. tüm gözler üstüme çevrildi,günlerce ve gecelerce uzaylı bir yaratıkmışım gibi beni incelediler, kimisi güvertemde,kimisi makine dairemde , kimisi benim köşkte saatler harcadılar ,..
nerede yapılmışım,neden yapılmışım, nasıl bu kadar dinç kalabilmişim,.. günlerce tartışıldı,...
Neyse sonunda üstüme çevrili gözlerden kurtuldum ve biraz olsun kendi halime bırakıldım. Küçük limanın ufaklıkları beni şahane , görkemli , erişilmesi zor olarak kabul ettiler ve yakamdan düştüler.
O kışı sakin,durgun kendi kendimle başbaşa kaldığım, yenilendiğim bir kış olarak geçirdim .
Ve bahar geldi,… zakkumları,.. katırtırnakları,.. leylakları,.. beyaz çiçeklere bürünmüş meyva ağaçları ve benim için ilahi süpriz,.. Erguvanlarıyla… her taraf renk cümbüşü oldu.
Veeee,…yıllar boyu boğazın mavisinde Erguvanları seyretmeye doyamamış Hayriye Şirket-i’yi ; bu doyumsuz renkler, Ege’den esen hafif rüzgarların minik tepelerden taşıdığı limon ve portakal ağaçlarının enfes kokuları çarptı,.. benimle o yılları yaşamanız nasıl gençleştiğimi ve güzelleştiğimi görmeniz gerekirdi ….
Ahh,.. neyse ,…. görenler gördü zaten !...
Baharın güzelliklerine doyamadan Ege’de yaz başladı,küçük marinada pinekleyip yazı bekleyen ufaklıklar zaten beni uyarmışlardı ; “Bayan bu güzellikler geçicidir,yaz bir gelir bir daha gitmez “diye.
Gerçektende sıcaklar aniden bastırdı ve ben kavrulmaya başladım,ufacık marinada bir yığın yeni yetmeyle ne yapacağım ?,…bu yaz nasıl geçecek ?, dediğim günlerin birinde aniden ortalık hareketlendi,..
Ben o güne kadar hayatımda görmediğim,kullanmadığım, isimlerini bile duymadığım boyalar ve güzellik malzemeleriyle tanışır oldum.
Özel uçaklarla İstanbul’dan gelen ustalar dokunmadık yerimi bırakmadılar, kızaktan indiğim günden sonra bir daha ellenmemiş bölgelerim bile, elden geçmeye başladı.
Yeni koltuklar geldi, altın renkli – benim vişne çürüğü renklerime çok yakıştılar - , Banyolarım , turkuaz renkli ,minyatür işlerle süslü fayanslarla donatıldı … Perdelerim özel brokar kumaşlardan, pencerelerimin ölçüsüne uygun biçimde diktirilmiş olarak Evrupadan getirtildi…
Daha, neler ,neler,…aklıma geldikçe o ihtişamı anlatırım sizlere meraklanmayın… esas konumuz ; Bütün bu hazırlıkların nedeni !…
Efendim,.. bir süre etraftaki yeniyetmeler duyar, limandaki gariban kayıklara falan laf gider diye, beni de –seni yaza hazırlıyoruz,güzelleştiriyoruz –gibi sözlerle oyalamaya kalktılar ,.. amaaa ,…tabii ben yılların Hayriye hanımı hiç papuç bırakırmıyım ,hemen anladım dünya çapında bir şâhsiyete evsahipliği yapacağımı,..
anladım anlamasına da,.. ama kime ?...
Beni kiralayanların İstanbul’un çok ünlü ve mümtâz kişileri olduğunu biliyordum,doğalki bu bilgi bende saklıydı ve hâlâda öyle, benimle mezara gidecek,biz büyüklerimizden böyle gördük öğrendik, “boğaz dokuz boğum” derler eskiler ,..
Ihhh neyssee ,.. yaşlılık gevezeliğime verin konumuza dönelim.
Hazırlıklar bitti ve bir yaz akşamüstü yepyeni makinalarıma “tamyol” komutunu verip,pırıl pırıl parlayan ,güneşde değişik ışık oyunlarıyla gözalıcı renklere bürünmüş köşkümden,bütün Koya afilli bir veda selâmı gönderip Ege’ye açıldım,.. Güneş batmayan imparatorluğun Majestelerini ağırlamak üzere….
Evet,.. inanamıyorsunuz,farkındayım ama gerçek ..
“Majestelerin bende kalacağı,rahat ettirmek için elimden geleni yapmam gerektiği, .. patronlarıma ait olan küçük bir Adanın önünde demirleyeceğimi ,.. zaman zaman Ege’yle anlaşarak çevredeki adalara ve koylara gideceğimi” söyledikleri günden itibaren bende benzer duygular içine girmiştim.
Koskoca Dünya imparatorluğunun Kraliçesini konuk edecektim, gezdirecektim , ağırlayacaktım ,sohbetlerine tanık olacaktım ve bütün bu olacaklardan matbuatın asla haberi olmayacaktı !.. Velevki bir şeyler hissederlerse de onları ustaca manevralarla atlatacaktım,… Ohh tanrım,.. bugün bile o anları düşününce heyecanlanıyorum.
“Majesteleri karşı kıyıdaki ülkenin gemisiyle gelecek ve Ege’nin bizim sularında görevi ben devralıp bir hafta boyunca kendilerini ağırlayacağım,bir haftanın sonunda tekrar karşı kıyının gemisine uğurlayacağım.” Benden uymam istenen program böyleydi.
Beklenen gün geldi,.. ve ben Ege’ye açıldım,.. - birkaç haftadır Ege’yle iyi geçinmeye başlamış ikide bir Mavi’den bahsetmekten vazgeçmiştim,..ne olur ne olmaz sinirlenirde hiç adeti olmadığı halde yaz günü çoşuverir diye-
Sessizce yol alıyordum,selamlamam,güzel sesimi duyurmam kesinlikle yasaktı ,.. matbuat korkusundan !...
Çook uzaklardan karşı kıyının gemisi göründü,.. ben tamyolu kestim… bana yaklaşmalarını beklemeye başladım,..
AMAAA .. yakınlaştıkça görünen öylesine muhteşem bir manzaraydı ki başım dönmeye ,hafif hafif sallanmaya başladım …Gelen Gemi değildi,. Yat hiç değildi,.. Bir Kuğu geliyordu sanki ,…Bembeyaz , zarif !.ve bıçkın !.. Ege’nin lacivertini frak gibi üzerine geçirmiş bir balet gibi süzülüyordu,..
Kraliçe,… Majestelerine eşlik eden zevat.. vs.. vs, herşey o anda aklımdan çıkmıştı… Büyülenmiştim,… nefesim kesilmişti ,… hiç bir şeye komuta edemeden bana doğru gelişini seyrediyordum …Benim dışımdaki herkesin -hatta Ege’nin bile – paniğinin farkında değildim,… tek bir şey istiyordum gelsin ve beni güvertesine alsın,…
Yaklaştı,yaklaştı yaklaştı,… bana dokunmasına ramak kala durdu,.. ve baktı,……..
Adım “Odysseus “ dedi.
Yüzyıllar sonra Ionya’da yeni bir destan mı ?.. yazacaktık,…. Yoksa beni,.. “Nausikaa “ nın sonu mu bekliyordu ?...
84/Haliç
f.k.d.
8/mayıs /şehir
9 Mayıs 2008 Cuma
2 Mayıs 2008 Cuma
Kumru kadının gözyaşları,...

Bu üçümüzün son fotoğrafı
,.. haftalarca oturdum soğuktan korudum,besledim,
büyüttüm
yemek yemesini öğrettim,
özgürlüğe uçuş
tatbikatları yaptık,
kanatlarını nasıl açacaklarını öğrendiler,... Ufaklıkların biri - fotoğraflardan da farketmişsinizdir - daha uyanık,daha çevik ve hareketliydi.Bu resimden 3-4 gün sonra komşular - izin ver, başlarında boza pişirme çocukların ,bırak uçsunlar,biz duyuyoruz annemiz bizi bıraksada gezmeye çıksak artık diye konuşup duruyorlar - baskısını kurunca ; Peki dedim,... Ben Erguvan kardeşimde konuşlanırım,yavrucuklarımda hem uçuş kurallarını öğrenir hem gezerler.
Bıraktım kendi hallerine,benim adamla gezmeye gittik ,.. dönüşte bir baktım ufaklığımın biri uçmuş Erguvanda bizi bekliyor,çok sevindim becerdiler uçmayı diye,.. Ama gözüm hemen diğerini aradı ve korktuğuma uğradım ,.. diğer bebecim uçamamış yere düşmüştü, çok ağlandım gugukladım ama ,.. benim kadına da sesimi duyuramadım ... ayağınımı kırmış ne yapmış ortalarda yoktu zaten kaç gündür,... sonuçta ,kedi milletine oyuncak oldu bebem.
Yavrumuzun birini aldık gidiyoruz buralardan,.. Gelecek seneye dönermiyim ????.......
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






