29 Temmuz 2008 Salı
19 Temmuz 2008 Cumartesi
Bir garip ruh hali,..
Bütün kapılar kapandı,
dışardayım.
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum.
Uykusuzum fena halde,
sokaktayım.
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum,
fena bir yerimden koptuğum doğru,
kendimden çok fazla yaşamaktayım.
Nereye bağlanacak bu işin sonu
aslında ben kimim ,meraktayım.
Bütün kapılar kapandı,
sokaktayım...
A.İ.
dışardayım.
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum.
Uykusuzum fena halde,
sokaktayım.
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum,
fena bir yerimden koptuğum doğru,
kendimden çok fazla yaşamaktayım.
Nereye bağlanacak bu işin sonu
aslında ben kimim ,meraktayım.
Bütün kapılar kapandı,
sokaktayım...
A.İ.
4 Temmuz 2008 Cuma
emperyal oteli'nin resmini çektim
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
asmalımesçit'teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli'nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.
A.İ.
akşam saçaklarından damlıyordu
kapısında durmanı söylemiştim
yüzün zambaklara benziyordu
cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
asmalımesçit'teki rum kemancı
böyle rüzgarsız kalmışlığımız
bu bizim çektiğimiz sancı
el ele tutuşmuş geziyordu
gazeteler cinayeti yazıyordu
haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
emperyal oteli'nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.
A.İ.
29 Haziran 2008 Pazar
11 Haziran 2008 Çarşamba
10 Haziran 2008 Salı
6 Haziran 2008 Cuma
Öyküler 4
Hayriye Şirket-i'nin anıları
"Ege'nin iki yakası "
Dünyadaki arazilerin altıda birine sahip,.. 20 ye yakın ülkenin Kraliçesini ağırlamakla ilgili anılarını anlatacağına bize yıldırım aşkını anlatıyorsun ,..
Hadi canım sende,. Şıpsevdinin tekisin derseniz ; “doğru söze ne denir ?,.” derim,... Amaaaa,.. şıpsevdi sözünün doğruluğuna değil,.. böyle düşünmenize hak verdiğim için.
Haklısınız ,.. bende, başka birisi anılarımı yazacağım diye ortaya çıkıp habire aşklarını anlatmaya başlasa benzer şeyler düşünmeye başlardım,ama geride bıraktığım yıllarda, yalnızca iki büyük tutkum olunca öncelik kendiliğinden onların oldu.
Ben, “ Odysseus” ,.. aslında beni kendime getiren sihirli kelimeler oldu ,..
-Hayriye hanım ne yapıyorsun ?,.. kendine gel ,.. yaşını başını aldın !,.. hiç yakışıyor mu bu taze genç kız halleri – dedim ,... ve öncelikle sallanmayı kesip şöyle bir dikleştim.
Ege’de dahil herkesin derin bir Ohhh.. çekip rahatladığını hissettim.
Büyük bir rezaletin kıyısından döndük hep birlikte,.. Öyle ya,.. bir düşünün ben kendimi kaybetmiş zangır zangır titriyorum ve Majesteleri tam bana adımını atarken, kendini Ege’nin kollarında !, buluyor yardımcılarıyla beraber ...
Majestelerinin tatilini gizleyebilirsiniz,.. sonuçta açarsınız telefonu gazte patronlarına
- rahat bırakın, izlemeyin, yazmayın – dersiniz,.. gönülsüzde olsa insani duyguları galâbe çalar – peki – derler ..
Ama cancağızım “ Kraliçe denize düşmüş “ haberini , MI5 değil 10 olsanız atlatamassınız ... Hangi gazetecinin önüne yaşamı boyunca bir daha böyle bir haber düşer ki,...
Neyseee,.. Gazteci milletine malzeme vermeden , Kraliçeyi vakur bir şekilde alıp, patronların Adasına gitmek üzere ustaca bir manevrayla dönerek, tam yol verdim.. Ege’de sakinleştiği için rahat kaymak gibi !, başladık yol almaya..
Lâkin benim o kısa süreli heyecanım patronların ve Kraliçenin yardımcılarının gözünden kaçmamıştı. Ve , ani bir kararla - Odysseus geri dönmesin, genç ve güçlü her şeye hazırlıklı olmalıyız - denildi ,.. - bizi takip etsin – emri verildi.
Önce “iyi halt ettin Hayriye hanım” diye , kendime kendime sunturlu bir küfür edip,..
“herkesin güvenini kaybettin yaşın ve yıpranmışlığın ortaya çıktı” diyerek söylendim. (Gençler kusura bakmasın,Osmanlı terbiyesi almış bana yakışmıyor bu laflar biliyorum ama,.. bir taraftanda söz verdim size , doğruları anlatacağım diye . )
Ama bir süre yol aldıktan sonra Kraliçe ve yanındaki zevattan öylesine iltifatlar almaya başladım ki , moralim biraz yerine geldi.
Aman efendim,.. Ne kadar güçlüymüşüm ,.. Ne kadar zarif yol alıyormuşum ,.. Güvertemin ferahlığı ve şıklığı içlerini açmış ,.. Köşküm gözalıcı ve çok pratikmiş , yenilerin elektronik aksamlı köşkleri göz yoruyormuş vs.vs.vs....
Onlar alt kat salonumda , nadide Yıldız porselenlerimle çaylarını yudumlamaya geçince, kendimle başbaşa kaldım ,..
- Artık topla kendini , aşkın yaşla başla alakası yok , ne yapalım ,. gördün ve vuruldun ,.. önündeki günlerin değerini bil, keyfini çıkar , o ani tepkiyi vermeseydin Odysseus geri dönecekti,.. oysa şimdi bir hafta birlikte olacaksın , Ege’nin karşı kıyısını anlamaya, hiç görmediğin diyarları tanımaya fırsatın olacak ,..- bu cümlelerle kendime moral verdim. Doğrusunu isterseniz iyi de geldi ...
İç konuşmalarının,” müsbet olmak” , kaydı şartıyla,.. aydınlatıcı, ferahlatıcı , iyileştirici tarafı çok fazladır ,.. yıllardır atlattığım badirelere, bu kendi kendimle olan sohbetlerim sayesinde karşı koyabilmişimdir , hala daha bu yaştaki enerjimi , gevezeliklerimi bu konuşmalarıma borçluyum ,.. Tamam ,, tamam ,.. nasihat faslını kapatıp sadede geliyorum !,..
Efendimmm,.. Majestelerini ve diğer misafirlerimi Ege’de bir yağ gibi kayıp yol alarak, patronlarımın Adasının önünde bekleyen ufaklıklara teslim ettim ve salimen adaya ayak bastılar.
Bende güzel bir manevrayla Adanın rıhtımının önüne , rıhtımı ve Adadaki köşkü gözlerden saklayacak biçimde boylu boyunca yerleşerek demirimi bıraktım,...
“Gözlerden saklamak “ lafın gelişi tabii ,.. Koya ve Adanın etrafına, yabancı bir kuşun bile, girmesine imkan tanınmayacak biçimde önlemler alınmıştı ,.. Üstelik bu hazırlıklar o kadar sessizce yapılmıştı ki , Kasabadakilerin dahi ruhu duymamıştı ,.. Ama dedim ya genede bu gazteci milletine !,. karşı uyanık olmak gerekiyordu.
Aslında patronlarımın Adadaki köşkü o kadar ustalıkla inşaa edilmişti ki ,dışardan bilmeyen birilerinin farketmesi imkansızdı.
Adanın ; Söğüt,.. Ilgın,.. Okaliptus,.. ve Zeytin ağaçları ,devasa frenk incirleri , rengarenk çiçekli kaktüsleri ,.. köşkü de, kalan misafirleri de ,dış gözlerden ve yazın boğucu sıcaklarından öylesine güzel koruyor ve kolluyorlardı ki ,.. Ada iyi bakılan bir Botanik bahçesi gibi duruyordu uzaktan.
Konuklar dinlenmeye çekildi,.. ufaklıklarda rıhtımın diğer köşesine yerleştiler..
Güneşin eğilip ,.. günbatımının muhteşem renklerini sergilemeye başladığı , günün en güzel ,sakin ve doyumsuz saatlerinde Odysseus ve ben başbaşa kaldık ,...
- Asaletine ve güzelliğine hayran oldum – diyerek hemen söze girdi ,.. Akdenizlilere özgü sıcaklık , sabırsızlık ve sevimlilikle,...
Ve gece boyu devam eden sohbetimiz başladı,....
Atina’da denize indiğini,ilk yıllarda çok ünlü bir armatöre evsahipliği yaptığını,dünyanın en ünlü kadınlarını ve adamlarını ağırladığını anlattı uzun uzun... Akdenizde neredeyse gezmediği liman kalmamıştı.
Ehhh haliyle her limanda bir sevgilisi olmuştu.Misafir ettiklerinin geceden sabaha değişen istekleri yüzünden de hiç uzun süreli bir yerde kalmamış , uzun yıllar boyunca demir bırakıp almakla geçirmişti günlerini , haftalarını.
Benim Boğaz yıllarımın yanında çok renkli gibi gözüken bu yaşam aslında kısa bir süre sonra sıradanlaşmış ve daha çabuk yıpranmasına sebep olmuştu.
-Gece yatacağım yeri gündüz gitmem gereken iskeleleri bildiğim bir hayatı özledim – diye anlatmıştı o yılları anarken,..
“ Cannes,Monte Carlo,Monaco,Nice ,... herkesin gıptayla isimlerini andığı, gitmek için can attığı yerlerde - üstelik oraların en güzel yıllarında – geçen yıllar bana yorgunluk ve bıkkınlık getirdi “ demiş ve eklemişti - heyecan duyduğum tek yer Portofino’ydu ...
- Belkide Akdenizin en küçük ama en sevimli olan bu koyunda gecelemek için fiziki olarak çok zorlansam da, denizden seyretmesi çok keyifli olan bu minicik kasaba hep keyifle gittiğim bir liman olmuştur - ...
O geceki sohbetimizden sonra hep merak etmiş ve ahh bir imkan olsada,.. gitsem dediğim bir yer olmuştur Portofino ,..
“Son Liman “ anlamına gelen adıyla ,güzel deniz feneriyle ünlü kasabayı,.. öylesine şiirsel ve güzel anlatmıştı ki ,...
Günler geceleri,geceler günleri kovaladı ,... birbirini seven insanlar sohbet etmeye ,konuşmaya doyar mı?,..
Klişe söz “doyumsuz sohbetler” nereden yaratıldı zannediyorsunuz ?...
Biz de uzaydan gelmedik !,.... konuştuk,.... iç geçirdik ,...... sohbet ettik ,.......... veeeeeeeeee günlerin sonuna geldik,..
Ege’nin iki yakasının ,bu yaşamda asla biraraya gelemeyeceğini kabul ettik,.. Bu birrrrr... ve binnnn,....
Biraraya gelsek dahi ,bu gezegende mutlu olamayacağımız gerçeği gün gibi ortadaydı,.. Geleneklerimiz.,.. kültürlerimiz farklıydı ,.. Benim Osmanlı geçmişim ve Cumhuriyet vatandaşlığımın getirdiği örf ve adetlerim vardı.Ben Aile kavramına değer veriyordum, Anadolu topraklarından besleniyordum, ata yadigarları benim için önemliydi.....
O,... geçen yıllarını anavatanının dışında ,değer yargılarından uzak ,... tabiriyle “ Bohem” bir hayat yaşayarak geçirmişti,... Benden böyle bir hayata ayak uydurmamı istiyordu,...
Yok ,... Castellerizo’da evleniriz , Akdeniz’e açılır gezeriz, Malta’da demir atar,.. Endülüs’de geceleriz ,..........
Çok hoş ama ,....... nereye kadar ?,.. ve ne kadar zaman ?,..
O, hız,.. O , hareketlilik ,... O , sıcaklar ,.... O, dalgalar,.... ve bekleyenlerimiz ,.....
Benim İstanbul’lu arkadaşlarım , eşim dostum,...
O’nun Atina’da bekleyen limanı !,.. Eşi ve yavruları ...............
Nausikaa’nın sonu !.............
Çok güzel,....... yıllar boyu unutulmayacak bir,”1 Hafta”, geçirdik ...
Majestelerini denize düşürmeden !.. keyiflle gezdirdik,.. Gaztecilerin ruhu duymadı !..
Bazı anlar inandık Ege’nin iki kıyısının birlikteliğine,... bazen onarılmaz bir ümitsizliğe düştük ,... ama önemli olan yaşamaktı ,O , anları,... ve ,.. yaşadık,....
ve,.......... Ayrıldık ,..
Niburide !........... buluşmak üzere ....
f.k.d. haziran/08
"Ege'nin iki yakası "
Dünyadaki arazilerin altıda birine sahip,.. 20 ye yakın ülkenin Kraliçesini ağırlamakla ilgili anılarını anlatacağına bize yıldırım aşkını anlatıyorsun ,..
Hadi canım sende,. Şıpsevdinin tekisin derseniz ; “doğru söze ne denir ?,.” derim,... Amaaaa,.. şıpsevdi sözünün doğruluğuna değil,.. böyle düşünmenize hak verdiğim için.
Haklısınız ,.. bende, başka birisi anılarımı yazacağım diye ortaya çıkıp habire aşklarını anlatmaya başlasa benzer şeyler düşünmeye başlardım,ama geride bıraktığım yıllarda, yalnızca iki büyük tutkum olunca öncelik kendiliğinden onların oldu.
Ben, “ Odysseus” ,.. aslında beni kendime getiren sihirli kelimeler oldu ,..
-Hayriye hanım ne yapıyorsun ?,.. kendine gel ,.. yaşını başını aldın !,.. hiç yakışıyor mu bu taze genç kız halleri – dedim ,... ve öncelikle sallanmayı kesip şöyle bir dikleştim.
Ege’de dahil herkesin derin bir Ohhh.. çekip rahatladığını hissettim.
Büyük bir rezaletin kıyısından döndük hep birlikte,.. Öyle ya,.. bir düşünün ben kendimi kaybetmiş zangır zangır titriyorum ve Majesteleri tam bana adımını atarken, kendini Ege’nin kollarında !, buluyor yardımcılarıyla beraber ...
Majestelerinin tatilini gizleyebilirsiniz,.. sonuçta açarsınız telefonu gazte patronlarına
- rahat bırakın, izlemeyin, yazmayın – dersiniz,.. gönülsüzde olsa insani duyguları galâbe çalar – peki – derler ..
Ama cancağızım “ Kraliçe denize düşmüş “ haberini , MI5 değil 10 olsanız atlatamassınız ... Hangi gazetecinin önüne yaşamı boyunca bir daha böyle bir haber düşer ki,...
Neyseee,.. Gazteci milletine malzeme vermeden , Kraliçeyi vakur bir şekilde alıp, patronların Adasına gitmek üzere ustaca bir manevrayla dönerek, tam yol verdim.. Ege’de sakinleştiği için rahat kaymak gibi !, başladık yol almaya..
Lâkin benim o kısa süreli heyecanım patronların ve Kraliçenin yardımcılarının gözünden kaçmamıştı. Ve , ani bir kararla - Odysseus geri dönmesin, genç ve güçlü her şeye hazırlıklı olmalıyız - denildi ,.. - bizi takip etsin – emri verildi.
Önce “iyi halt ettin Hayriye hanım” diye , kendime kendime sunturlu bir küfür edip,..
“herkesin güvenini kaybettin yaşın ve yıpranmışlığın ortaya çıktı” diyerek söylendim. (Gençler kusura bakmasın,Osmanlı terbiyesi almış bana yakışmıyor bu laflar biliyorum ama,.. bir taraftanda söz verdim size , doğruları anlatacağım diye . )
Ama bir süre yol aldıktan sonra Kraliçe ve yanındaki zevattan öylesine iltifatlar almaya başladım ki , moralim biraz yerine geldi.
Aman efendim,.. Ne kadar güçlüymüşüm ,.. Ne kadar zarif yol alıyormuşum ,.. Güvertemin ferahlığı ve şıklığı içlerini açmış ,.. Köşküm gözalıcı ve çok pratikmiş , yenilerin elektronik aksamlı köşkleri göz yoruyormuş vs.vs.vs....
Onlar alt kat salonumda , nadide Yıldız porselenlerimle çaylarını yudumlamaya geçince, kendimle başbaşa kaldım ,..
- Artık topla kendini , aşkın yaşla başla alakası yok , ne yapalım ,. gördün ve vuruldun ,.. önündeki günlerin değerini bil, keyfini çıkar , o ani tepkiyi vermeseydin Odysseus geri dönecekti,.. oysa şimdi bir hafta birlikte olacaksın , Ege’nin karşı kıyısını anlamaya, hiç görmediğin diyarları tanımaya fırsatın olacak ,..- bu cümlelerle kendime moral verdim. Doğrusunu isterseniz iyi de geldi ...
İç konuşmalarının,” müsbet olmak” , kaydı şartıyla,.. aydınlatıcı, ferahlatıcı , iyileştirici tarafı çok fazladır ,.. yıllardır atlattığım badirelere, bu kendi kendimle olan sohbetlerim sayesinde karşı koyabilmişimdir , hala daha bu yaştaki enerjimi , gevezeliklerimi bu konuşmalarıma borçluyum ,.. Tamam ,, tamam ,.. nasihat faslını kapatıp sadede geliyorum !,..
Efendimmm,.. Majestelerini ve diğer misafirlerimi Ege’de bir yağ gibi kayıp yol alarak, patronlarımın Adasının önünde bekleyen ufaklıklara teslim ettim ve salimen adaya ayak bastılar.
Bende güzel bir manevrayla Adanın rıhtımının önüne , rıhtımı ve Adadaki köşkü gözlerden saklayacak biçimde boylu boyunca yerleşerek demirimi bıraktım,...
“Gözlerden saklamak “ lafın gelişi tabii ,.. Koya ve Adanın etrafına, yabancı bir kuşun bile, girmesine imkan tanınmayacak biçimde önlemler alınmıştı ,.. Üstelik bu hazırlıklar o kadar sessizce yapılmıştı ki , Kasabadakilerin dahi ruhu duymamıştı ,.. Ama dedim ya genede bu gazteci milletine !,. karşı uyanık olmak gerekiyordu.
Aslında patronlarımın Adadaki köşkü o kadar ustalıkla inşaa edilmişti ki ,dışardan bilmeyen birilerinin farketmesi imkansızdı.
Adanın ; Söğüt,.. Ilgın,.. Okaliptus,.. ve Zeytin ağaçları ,devasa frenk incirleri , rengarenk çiçekli kaktüsleri ,.. köşkü de, kalan misafirleri de ,dış gözlerden ve yazın boğucu sıcaklarından öylesine güzel koruyor ve kolluyorlardı ki ,.. Ada iyi bakılan bir Botanik bahçesi gibi duruyordu uzaktan.
Konuklar dinlenmeye çekildi,.. ufaklıklarda rıhtımın diğer köşesine yerleştiler..
Güneşin eğilip ,.. günbatımının muhteşem renklerini sergilemeye başladığı , günün en güzel ,sakin ve doyumsuz saatlerinde Odysseus ve ben başbaşa kaldık ,...
- Asaletine ve güzelliğine hayran oldum – diyerek hemen söze girdi ,.. Akdenizlilere özgü sıcaklık , sabırsızlık ve sevimlilikle,...
Ve gece boyu devam eden sohbetimiz başladı,....
Atina’da denize indiğini,ilk yıllarda çok ünlü bir armatöre evsahipliği yaptığını,dünyanın en ünlü kadınlarını ve adamlarını ağırladığını anlattı uzun uzun... Akdenizde neredeyse gezmediği liman kalmamıştı.
Ehhh haliyle her limanda bir sevgilisi olmuştu.Misafir ettiklerinin geceden sabaha değişen istekleri yüzünden de hiç uzun süreli bir yerde kalmamış , uzun yıllar boyunca demir bırakıp almakla geçirmişti günlerini , haftalarını.
Benim Boğaz yıllarımın yanında çok renkli gibi gözüken bu yaşam aslında kısa bir süre sonra sıradanlaşmış ve daha çabuk yıpranmasına sebep olmuştu.
-Gece yatacağım yeri gündüz gitmem gereken iskeleleri bildiğim bir hayatı özledim – diye anlatmıştı o yılları anarken,..
“ Cannes,Monte Carlo,Monaco,Nice ,... herkesin gıptayla isimlerini andığı, gitmek için can attığı yerlerde - üstelik oraların en güzel yıllarında – geçen yıllar bana yorgunluk ve bıkkınlık getirdi “ demiş ve eklemişti - heyecan duyduğum tek yer Portofino’ydu ...
- Belkide Akdenizin en küçük ama en sevimli olan bu koyunda gecelemek için fiziki olarak çok zorlansam da, denizden seyretmesi çok keyifli olan bu minicik kasaba hep keyifle gittiğim bir liman olmuştur - ...
O geceki sohbetimizden sonra hep merak etmiş ve ahh bir imkan olsada,.. gitsem dediğim bir yer olmuştur Portofino ,..
“Son Liman “ anlamına gelen adıyla ,güzel deniz feneriyle ünlü kasabayı,.. öylesine şiirsel ve güzel anlatmıştı ki ,...
Günler geceleri,geceler günleri kovaladı ,... birbirini seven insanlar sohbet etmeye ,konuşmaya doyar mı?,..
Klişe söz “doyumsuz sohbetler” nereden yaratıldı zannediyorsunuz ?...
Biz de uzaydan gelmedik !,.... konuştuk,.... iç geçirdik ,...... sohbet ettik ,.......... veeeeeeeeee günlerin sonuna geldik,..
Ege’nin iki yakasının ,bu yaşamda asla biraraya gelemeyeceğini kabul ettik,.. Bu birrrrr... ve binnnn,....
Biraraya gelsek dahi ,bu gezegende mutlu olamayacağımız gerçeği gün gibi ortadaydı,.. Geleneklerimiz.,.. kültürlerimiz farklıydı ,.. Benim Osmanlı geçmişim ve Cumhuriyet vatandaşlığımın getirdiği örf ve adetlerim vardı.Ben Aile kavramına değer veriyordum, Anadolu topraklarından besleniyordum, ata yadigarları benim için önemliydi.....
O,... geçen yıllarını anavatanının dışında ,değer yargılarından uzak ,... tabiriyle “ Bohem” bir hayat yaşayarak geçirmişti,... Benden böyle bir hayata ayak uydurmamı istiyordu,...
Yok ,... Castellerizo’da evleniriz , Akdeniz’e açılır gezeriz, Malta’da demir atar,.. Endülüs’de geceleriz ,..........
Çok hoş ama ,....... nereye kadar ?,.. ve ne kadar zaman ?,..
O, hız,.. O , hareketlilik ,... O , sıcaklar ,.... O, dalgalar,.... ve bekleyenlerimiz ,.....
Benim İstanbul’lu arkadaşlarım , eşim dostum,...
O’nun Atina’da bekleyen limanı !,.. Eşi ve yavruları ...............
Nausikaa’nın sonu !.............
Çok güzel,....... yıllar boyu unutulmayacak bir,”1 Hafta”, geçirdik ...
Majestelerini denize düşürmeden !.. keyiflle gezdirdik,.. Gaztecilerin ruhu duymadı !..
Bazı anlar inandık Ege’nin iki kıyısının birlikteliğine,... bazen onarılmaz bir ümitsizliğe düştük ,... ama önemli olan yaşamaktı ,O , anları,... ve ,.. yaşadık,....
ve,.......... Ayrıldık ,..
Niburide !........... buluşmak üzere ....
f.k.d. haziran/08
9 Mayıs 2008 Cuma
Öyküler 3
Hayriye Şirket-i ’nin anıları
“Ege sevdası ,...”
Vişne çürüğü renginde,kadife kaplı koltuklarım vardı.Vişnenin kendisini bilmiyoruz,çürüğünü nereden bilelim diyebilirsiniz,.. haklısınız,..
Bir zamanlar İstanbul’un her yeri,vişne,dut,kestane,çınar,köknar ve erguvanlarla doluydu,... bugünlere çınarlarla,erguvanlar kaldı kalakala.
Benim Sirkeci, Kavak,Sarıyer, yolculuklarımın en keyifli yanlarını, her geçişte onlarla yaptığımız sohbetler ve dedikodular süslerdi,.. ama ne dedikodular !...
” İhsân beyle, Feride hanımın” Erguvan kardeşime yaslanarak sürdürdükleri ,hüzünlü ve imkansız aşkları !.
“Asaf beyle ,Nigâr hanımın” ,Vişne yemeye gidiyoruz diyerek birbirlerini ........ (Osmanlı terbiyem bu kelimenin yazılmasına razı değil,siz yerleştirin) ,
“Şemsi beyle ,Müjgan hanımın “ mâhçup ve taze sevdalarını yaşadıkları çınar altı,...
Daha neler neler,... anlatacağım hepsini merak etmeyin,...
Bugün size bir başka öykümü anlatmak geliyor içimden, madem ilk aşkla, sevdayla ve ilk evlenme teklifiyle başladım,... son sevdamla devam edeyim istiyorum... Sonu başından belli filmleri izlemeyi seviyorum – son senelerde, arada bir benim üst kat salonda gençler adı “etkinlik “ olan bazı geceler düzenliyor , bende hemen dikkat kesiliyorum, o gecelerden birinde izlemiş çok beğenmiştim böyle bir filmi,bir Fransız filmiydi sanırım ve son sahneyle başlamıştı - o nedenle de bize filmin sonunu anlatıyor diye kızmayın bana,...
Evren film kareleri değil mi ? Mış,..gibi oynadığımız sahnelerden oluşmuyor mu ?
O zamannnnn !... bobinler biter ama film bitmez ,aşklar,sevdalar bitmez,.... son sevda lafın gelişiydi ,...
Sanırım 7-8 sene önceydi,gözden düşmeye başladığım ,yerimi, taze genç aşiftelerin !, doldurmaya başladıklarını zannettikleri !,.. yıllar...Çalıştığım şirket o günlerin “yap işlet devret” modasına uyarak beni kiralamaya karar verdi,.. Ben biçare bir kadın, güngörmüşüm geçirmişim ama ne çare,..
Asırlardır dünyada kadının adı yok ki,Türkiye’de olsun... Fikrimi soran bile olmadı , kiraladılar beni bir İsviçre şirketine, Ege’ye gidiyorsun dediler.
Ben ki ,son yüzyılı, marmaradaki kardeşim Mavi’yle geçirmişim,huyunu suyunu ezberlemişim,Lodosla kavgalı günlerini kaydetmişim günlüğüme, durgunlaşmasının aslında, içinde fırtınalar barındırdığını öğrenmişim, aşırı sıcaklarda da “O” bana tahammül etmesini bilmiş beni sakinleştirmiş,.. nereden baksanız 80 yılı aşkın bir zaman böyle geçmiş.... Ve şimdi benden, önümde kalan 20-30 yılı Ege diye hiç tanımadığım biriyle geçirmem isteniyor,.. olacak iş değil,.. ama oluyor,.. Üstelik İstanbul’un ve Boğazın en güzel ayında,.. Eylül de ,...
Eylül ,Ege beyin en sakin olduğu aymış,benim yorgun bedenim başka zaman onun hırçınlıklarını kaldıramazmış,... Uzatmayayım, sonyaz günlerinde bir akşamüstü, Çanakkale diye bir yerde Mavi’yle vedalaşıp Ege’ye açılıyorum,... taze bir genç kız gibi ürkek, çaresiz ve heyecanlı ,...
Rotamın ilk durağı İzmir diye bir şehir,son durağım Göcek diye garip isimli bir koy olacakmış,yeni patronlarımın talimatı böyle.
Gerçekten de sakin, durgun geçen bir yolculuktan sonra İzmir’e varıyorum.Yıllardır adını işittiğim,yenilenmeye gittiğim Haliç’te birkaç defa karşılaşıp sohbet ettiğim, ince narin (laf aramızda biraz hoppa,....) kız arkadaşlarımın şehri İzmir,..
Ama İzmir, tam bir düş kırıklığı oluyor benim için,..inanılmaz bir sıcak ve tahammülü imkansız bir koku…
Sohbetlerimiz geliyor aklıma hemen, -İzmir’e , İstanbul gibi ilk görüşte aşık olamazsın- demişti kızların biri, -yaşaman lazım- ,.. oysa yıllarını Boğaz’da geçirmiş ben, bırakın yaşamayı ,bir an önce demirimi almaktan başka bir şey düşünemedim limana vardığımda,.. Patronlarda aynı düşüncede olsalar gerek,.. bir gece yattık İzmir’de ve sabaha karşı açıldık Ege’ye.
Ege,beni koynunda ağırlama görevini layıkıyla yerine getirdi,sakin sessiz bir yolculuk sonrası bir sabah , hadi ben artık çoşacağım dercesine beni minicik bir koya iteledi,..
Sanki İstinye koyu ,.. apartmanların yerini, tek katlı evlerin ,balıkçı kulübelerinin ve Ege’nin lacivertinin aldığı küçücük adacıklarla çevrili bir koy.
Yorgun, çaresiz ve ümitsiz bedenime, sakin ve dingin bu koy ilk anda o kadar iyi geldi ki, o ilk iyilik hali , bana orada geçen yıllara dayanabilme gücünü sağladı. Tabii birde yıllar sonra tekrar ilgi odağı olmanın, merakla ve heyecanla bakılan birisi olmanın dayanılmaz cazibesini işin işine katarsanız yıllarımı nasıl o küçücük koyda geçirebildiğimi anlarsınız.
Koya girdiğim anda sanki o ufak kasabada bütün hayat durdu,.. tüm gözler üstüme çevrildi,günlerce ve gecelerce uzaylı bir yaratıkmışım gibi beni incelediler, kimisi güvertemde,kimisi makine dairemde , kimisi benim köşkte saatler harcadılar ,..
nerede yapılmışım,neden yapılmışım, nasıl bu kadar dinç kalabilmişim,.. günlerce tartışıldı,...
Neyse sonunda üstüme çevrili gözlerden kurtuldum ve biraz olsun kendi halime bırakıldım. Küçük limanın ufaklıkları beni şahane , görkemli , erişilmesi zor olarak kabul ettiler ve yakamdan düştüler.
O kışı sakin,durgun kendi kendimle başbaşa kaldığım, yenilendiğim bir kış olarak geçirdim .
Ve bahar geldi,… zakkumları,.. katırtırnakları,.. leylakları,.. beyaz çiçeklere bürünmüş meyva ağaçları ve benim için ilahi süpriz,.. Erguvanlarıyla… her taraf renk cümbüşü oldu.
Veeee,…yıllar boyu boğazın mavisinde Erguvanları seyretmeye doyamamış Hayriye Şirket-i’yi ; bu doyumsuz renkler, Ege’den esen hafif rüzgarların minik tepelerden taşıdığı limon ve portakal ağaçlarının enfes kokuları çarptı,.. benimle o yılları yaşamanız nasıl gençleştiğimi ve güzelleştiğimi görmeniz gerekirdi ….
Ahh,.. neyse ,…. görenler gördü zaten !...
Baharın güzelliklerine doyamadan Ege’de yaz başladı,küçük marinada pinekleyip yazı bekleyen ufaklıklar zaten beni uyarmışlardı ; “Bayan bu güzellikler geçicidir,yaz bir gelir bir daha gitmez “diye.
Gerçektende sıcaklar aniden bastırdı ve ben kavrulmaya başladım,ufacık marinada bir yığın yeni yetmeyle ne yapacağım ?,…bu yaz nasıl geçecek ?, dediğim günlerin birinde aniden ortalık hareketlendi,..
Ben o güne kadar hayatımda görmediğim,kullanmadığım, isimlerini bile duymadığım boyalar ve güzellik malzemeleriyle tanışır oldum.
Özel uçaklarla İstanbul’dan gelen ustalar dokunmadık yerimi bırakmadılar, kızaktan indiğim günden sonra bir daha ellenmemiş bölgelerim bile, elden geçmeye başladı.
Yeni koltuklar geldi, altın renkli – benim vişne çürüğü renklerime çok yakıştılar - , Banyolarım , turkuaz renkli ,minyatür işlerle süslü fayanslarla donatıldı … Perdelerim özel brokar kumaşlardan, pencerelerimin ölçüsüne uygun biçimde diktirilmiş olarak Evrupadan getirtildi…
Daha, neler ,neler,…aklıma geldikçe o ihtişamı anlatırım sizlere meraklanmayın… esas konumuz ; Bütün bu hazırlıkların nedeni !…
Efendim,.. bir süre etraftaki yeniyetmeler duyar, limandaki gariban kayıklara falan laf gider diye, beni de –seni yaza hazırlıyoruz,güzelleştiriyoruz –gibi sözlerle oyalamaya kalktılar ,.. amaaa ,…tabii ben yılların Hayriye hanımı hiç papuç bırakırmıyım ,hemen anladım dünya çapında bir şâhsiyete evsahipliği yapacağımı,..
anladım anlamasına da,.. ama kime ?...
Beni kiralayanların İstanbul’un çok ünlü ve mümtâz kişileri olduğunu biliyordum,doğalki bu bilgi bende saklıydı ve hâlâda öyle, benimle mezara gidecek,biz büyüklerimizden böyle gördük öğrendik, “boğaz dokuz boğum” derler eskiler ,..
Ihhh neyssee ,.. yaşlılık gevezeliğime verin konumuza dönelim.
Hazırlıklar bitti ve bir yaz akşamüstü yepyeni makinalarıma “tamyol” komutunu verip,pırıl pırıl parlayan ,güneşde değişik ışık oyunlarıyla gözalıcı renklere bürünmüş köşkümden,bütün Koya afilli bir veda selâmı gönderip Ege’ye açıldım,.. Güneş batmayan imparatorluğun Majestelerini ağırlamak üzere….
Evet,.. inanamıyorsunuz,farkındayım ama gerçek ..
“Majestelerin bende kalacağı,rahat ettirmek için elimden geleni yapmam gerektiği, .. patronlarıma ait olan küçük bir Adanın önünde demirleyeceğimi ,.. zaman zaman Ege’yle anlaşarak çevredeki adalara ve koylara gideceğimi” söyledikleri günden itibaren bende benzer duygular içine girmiştim.
Koskoca Dünya imparatorluğunun Kraliçesini konuk edecektim, gezdirecektim , ağırlayacaktım ,sohbetlerine tanık olacaktım ve bütün bu olacaklardan matbuatın asla haberi olmayacaktı !.. Velevki bir şeyler hissederlerse de onları ustaca manevralarla atlatacaktım,… Ohh tanrım,.. bugün bile o anları düşününce heyecanlanıyorum.
“Majesteleri karşı kıyıdaki ülkenin gemisiyle gelecek ve Ege’nin bizim sularında görevi ben devralıp bir hafta boyunca kendilerini ağırlayacağım,bir haftanın sonunda tekrar karşı kıyının gemisine uğurlayacağım.” Benden uymam istenen program böyleydi.
Beklenen gün geldi,.. ve ben Ege’ye açıldım,.. - birkaç haftadır Ege’yle iyi geçinmeye başlamış ikide bir Mavi’den bahsetmekten vazgeçmiştim,..ne olur ne olmaz sinirlenirde hiç adeti olmadığı halde yaz günü çoşuverir diye-
Sessizce yol alıyordum,selamlamam,güzel sesimi duyurmam kesinlikle yasaktı ,.. matbuat korkusundan !...
Çook uzaklardan karşı kıyının gemisi göründü,.. ben tamyolu kestim… bana yaklaşmalarını beklemeye başladım,..
AMAAA .. yakınlaştıkça görünen öylesine muhteşem bir manzaraydı ki başım dönmeye ,hafif hafif sallanmaya başladım …Gelen Gemi değildi,. Yat hiç değildi,.. Bir Kuğu geliyordu sanki ,…Bembeyaz , zarif !.ve bıçkın !.. Ege’nin lacivertini frak gibi üzerine geçirmiş bir balet gibi süzülüyordu,..
Kraliçe,… Majestelerine eşlik eden zevat.. vs.. vs, herşey o anda aklımdan çıkmıştı… Büyülenmiştim,… nefesim kesilmişti ,… hiç bir şeye komuta edemeden bana doğru gelişini seyrediyordum …Benim dışımdaki herkesin -hatta Ege’nin bile – paniğinin farkında değildim,… tek bir şey istiyordum gelsin ve beni güvertesine alsın,…
Yaklaştı,yaklaştı yaklaştı,… bana dokunmasına ramak kala durdu,.. ve baktı,……..
Adım “Odysseus “ dedi.
Yüzyıllar sonra Ionya’da yeni bir destan mı ?.. yazacaktık,…. Yoksa beni,.. “Nausikaa “ nın sonu mu bekliyordu ?...
84/Haliç
f.k.d.
8/mayıs /şehir
“Ege sevdası ,...”
Vişne çürüğü renginde,kadife kaplı koltuklarım vardı.Vişnenin kendisini bilmiyoruz,çürüğünü nereden bilelim diyebilirsiniz,.. haklısınız,..
Bir zamanlar İstanbul’un her yeri,vişne,dut,kestane,çınar,köknar ve erguvanlarla doluydu,... bugünlere çınarlarla,erguvanlar kaldı kalakala.
Benim Sirkeci, Kavak,Sarıyer, yolculuklarımın en keyifli yanlarını, her geçişte onlarla yaptığımız sohbetler ve dedikodular süslerdi,.. ama ne dedikodular !...
” İhsân beyle, Feride hanımın” Erguvan kardeşime yaslanarak sürdürdükleri ,hüzünlü ve imkansız aşkları !.
“Asaf beyle ,Nigâr hanımın” ,Vişne yemeye gidiyoruz diyerek birbirlerini ........ (Osmanlı terbiyem bu kelimenin yazılmasına razı değil,siz yerleştirin) ,
“Şemsi beyle ,Müjgan hanımın “ mâhçup ve taze sevdalarını yaşadıkları çınar altı,...
Daha neler neler,... anlatacağım hepsini merak etmeyin,...
Bugün size bir başka öykümü anlatmak geliyor içimden, madem ilk aşkla, sevdayla ve ilk evlenme teklifiyle başladım,... son sevdamla devam edeyim istiyorum... Sonu başından belli filmleri izlemeyi seviyorum – son senelerde, arada bir benim üst kat salonda gençler adı “etkinlik “ olan bazı geceler düzenliyor , bende hemen dikkat kesiliyorum, o gecelerden birinde izlemiş çok beğenmiştim böyle bir filmi,bir Fransız filmiydi sanırım ve son sahneyle başlamıştı - o nedenle de bize filmin sonunu anlatıyor diye kızmayın bana,...
Evren film kareleri değil mi ? Mış,..gibi oynadığımız sahnelerden oluşmuyor mu ?
O zamannnnn !... bobinler biter ama film bitmez ,aşklar,sevdalar bitmez,.... son sevda lafın gelişiydi ,...
Sanırım 7-8 sene önceydi,gözden düşmeye başladığım ,yerimi, taze genç aşiftelerin !, doldurmaya başladıklarını zannettikleri !,.. yıllar...Çalıştığım şirket o günlerin “yap işlet devret” modasına uyarak beni kiralamaya karar verdi,.. Ben biçare bir kadın, güngörmüşüm geçirmişim ama ne çare,..
Asırlardır dünyada kadının adı yok ki,Türkiye’de olsun... Fikrimi soran bile olmadı , kiraladılar beni bir İsviçre şirketine, Ege’ye gidiyorsun dediler.
Ben ki ,son yüzyılı, marmaradaki kardeşim Mavi’yle geçirmişim,huyunu suyunu ezberlemişim,Lodosla kavgalı günlerini kaydetmişim günlüğüme, durgunlaşmasının aslında, içinde fırtınalar barındırdığını öğrenmişim, aşırı sıcaklarda da “O” bana tahammül etmesini bilmiş beni sakinleştirmiş,.. nereden baksanız 80 yılı aşkın bir zaman böyle geçmiş.... Ve şimdi benden, önümde kalan 20-30 yılı Ege diye hiç tanımadığım biriyle geçirmem isteniyor,.. olacak iş değil,.. ama oluyor,.. Üstelik İstanbul’un ve Boğazın en güzel ayında,.. Eylül de ,...
Eylül ,Ege beyin en sakin olduğu aymış,benim yorgun bedenim başka zaman onun hırçınlıklarını kaldıramazmış,... Uzatmayayım, sonyaz günlerinde bir akşamüstü, Çanakkale diye bir yerde Mavi’yle vedalaşıp Ege’ye açılıyorum,... taze bir genç kız gibi ürkek, çaresiz ve heyecanlı ,...
Rotamın ilk durağı İzmir diye bir şehir,son durağım Göcek diye garip isimli bir koy olacakmış,yeni patronlarımın talimatı böyle.
Gerçekten de sakin, durgun geçen bir yolculuktan sonra İzmir’e varıyorum.Yıllardır adını işittiğim,yenilenmeye gittiğim Haliç’te birkaç defa karşılaşıp sohbet ettiğim, ince narin (laf aramızda biraz hoppa,....) kız arkadaşlarımın şehri İzmir,..
Ama İzmir, tam bir düş kırıklığı oluyor benim için,..inanılmaz bir sıcak ve tahammülü imkansız bir koku…
Sohbetlerimiz geliyor aklıma hemen, -İzmir’e , İstanbul gibi ilk görüşte aşık olamazsın- demişti kızların biri, -yaşaman lazım- ,.. oysa yıllarını Boğaz’da geçirmiş ben, bırakın yaşamayı ,bir an önce demirimi almaktan başka bir şey düşünemedim limana vardığımda,.. Patronlarda aynı düşüncede olsalar gerek,.. bir gece yattık İzmir’de ve sabaha karşı açıldık Ege’ye.
Ege,beni koynunda ağırlama görevini layıkıyla yerine getirdi,sakin sessiz bir yolculuk sonrası bir sabah , hadi ben artık çoşacağım dercesine beni minicik bir koya iteledi,..
Sanki İstinye koyu ,.. apartmanların yerini, tek katlı evlerin ,balıkçı kulübelerinin ve Ege’nin lacivertinin aldığı küçücük adacıklarla çevrili bir koy.
Yorgun, çaresiz ve ümitsiz bedenime, sakin ve dingin bu koy ilk anda o kadar iyi geldi ki, o ilk iyilik hali , bana orada geçen yıllara dayanabilme gücünü sağladı. Tabii birde yıllar sonra tekrar ilgi odağı olmanın, merakla ve heyecanla bakılan birisi olmanın dayanılmaz cazibesini işin işine katarsanız yıllarımı nasıl o küçücük koyda geçirebildiğimi anlarsınız.
Koya girdiğim anda sanki o ufak kasabada bütün hayat durdu,.. tüm gözler üstüme çevrildi,günlerce ve gecelerce uzaylı bir yaratıkmışım gibi beni incelediler, kimisi güvertemde,kimisi makine dairemde , kimisi benim köşkte saatler harcadılar ,..
nerede yapılmışım,neden yapılmışım, nasıl bu kadar dinç kalabilmişim,.. günlerce tartışıldı,...
Neyse sonunda üstüme çevrili gözlerden kurtuldum ve biraz olsun kendi halime bırakıldım. Küçük limanın ufaklıkları beni şahane , görkemli , erişilmesi zor olarak kabul ettiler ve yakamdan düştüler.
O kışı sakin,durgun kendi kendimle başbaşa kaldığım, yenilendiğim bir kış olarak geçirdim .
Ve bahar geldi,… zakkumları,.. katırtırnakları,.. leylakları,.. beyaz çiçeklere bürünmüş meyva ağaçları ve benim için ilahi süpriz,.. Erguvanlarıyla… her taraf renk cümbüşü oldu.
Veeee,…yıllar boyu boğazın mavisinde Erguvanları seyretmeye doyamamış Hayriye Şirket-i’yi ; bu doyumsuz renkler, Ege’den esen hafif rüzgarların minik tepelerden taşıdığı limon ve portakal ağaçlarının enfes kokuları çarptı,.. benimle o yılları yaşamanız nasıl gençleştiğimi ve güzelleştiğimi görmeniz gerekirdi ….
Ahh,.. neyse ,…. görenler gördü zaten !...
Baharın güzelliklerine doyamadan Ege’de yaz başladı,küçük marinada pinekleyip yazı bekleyen ufaklıklar zaten beni uyarmışlardı ; “Bayan bu güzellikler geçicidir,yaz bir gelir bir daha gitmez “diye.
Gerçektende sıcaklar aniden bastırdı ve ben kavrulmaya başladım,ufacık marinada bir yığın yeni yetmeyle ne yapacağım ?,…bu yaz nasıl geçecek ?, dediğim günlerin birinde aniden ortalık hareketlendi,..
Ben o güne kadar hayatımda görmediğim,kullanmadığım, isimlerini bile duymadığım boyalar ve güzellik malzemeleriyle tanışır oldum.
Özel uçaklarla İstanbul’dan gelen ustalar dokunmadık yerimi bırakmadılar, kızaktan indiğim günden sonra bir daha ellenmemiş bölgelerim bile, elden geçmeye başladı.
Yeni koltuklar geldi, altın renkli – benim vişne çürüğü renklerime çok yakıştılar - , Banyolarım , turkuaz renkli ,minyatür işlerle süslü fayanslarla donatıldı … Perdelerim özel brokar kumaşlardan, pencerelerimin ölçüsüne uygun biçimde diktirilmiş olarak Evrupadan getirtildi…
Daha, neler ,neler,…aklıma geldikçe o ihtişamı anlatırım sizlere meraklanmayın… esas konumuz ; Bütün bu hazırlıkların nedeni !…
Efendim,.. bir süre etraftaki yeniyetmeler duyar, limandaki gariban kayıklara falan laf gider diye, beni de –seni yaza hazırlıyoruz,güzelleştiriyoruz –gibi sözlerle oyalamaya kalktılar ,.. amaaa ,…tabii ben yılların Hayriye hanımı hiç papuç bırakırmıyım ,hemen anladım dünya çapında bir şâhsiyete evsahipliği yapacağımı,..
anladım anlamasına da,.. ama kime ?...
Beni kiralayanların İstanbul’un çok ünlü ve mümtâz kişileri olduğunu biliyordum,doğalki bu bilgi bende saklıydı ve hâlâda öyle, benimle mezara gidecek,biz büyüklerimizden böyle gördük öğrendik, “boğaz dokuz boğum” derler eskiler ,..
Ihhh neyssee ,.. yaşlılık gevezeliğime verin konumuza dönelim.
Hazırlıklar bitti ve bir yaz akşamüstü yepyeni makinalarıma “tamyol” komutunu verip,pırıl pırıl parlayan ,güneşde değişik ışık oyunlarıyla gözalıcı renklere bürünmüş köşkümden,bütün Koya afilli bir veda selâmı gönderip Ege’ye açıldım,.. Güneş batmayan imparatorluğun Majestelerini ağırlamak üzere….
Evet,.. inanamıyorsunuz,farkındayım ama gerçek ..
“Majestelerin bende kalacağı,rahat ettirmek için elimden geleni yapmam gerektiği, .. patronlarıma ait olan küçük bir Adanın önünde demirleyeceğimi ,.. zaman zaman Ege’yle anlaşarak çevredeki adalara ve koylara gideceğimi” söyledikleri günden itibaren bende benzer duygular içine girmiştim.
Koskoca Dünya imparatorluğunun Kraliçesini konuk edecektim, gezdirecektim , ağırlayacaktım ,sohbetlerine tanık olacaktım ve bütün bu olacaklardan matbuatın asla haberi olmayacaktı !.. Velevki bir şeyler hissederlerse de onları ustaca manevralarla atlatacaktım,… Ohh tanrım,.. bugün bile o anları düşününce heyecanlanıyorum.
“Majesteleri karşı kıyıdaki ülkenin gemisiyle gelecek ve Ege’nin bizim sularında görevi ben devralıp bir hafta boyunca kendilerini ağırlayacağım,bir haftanın sonunda tekrar karşı kıyının gemisine uğurlayacağım.” Benden uymam istenen program böyleydi.
Beklenen gün geldi,.. ve ben Ege’ye açıldım,.. - birkaç haftadır Ege’yle iyi geçinmeye başlamış ikide bir Mavi’den bahsetmekten vazgeçmiştim,..ne olur ne olmaz sinirlenirde hiç adeti olmadığı halde yaz günü çoşuverir diye-
Sessizce yol alıyordum,selamlamam,güzel sesimi duyurmam kesinlikle yasaktı ,.. matbuat korkusundan !...
Çook uzaklardan karşı kıyının gemisi göründü,.. ben tamyolu kestim… bana yaklaşmalarını beklemeye başladım,..
AMAAA .. yakınlaştıkça görünen öylesine muhteşem bir manzaraydı ki başım dönmeye ,hafif hafif sallanmaya başladım …Gelen Gemi değildi,. Yat hiç değildi,.. Bir Kuğu geliyordu sanki ,…Bembeyaz , zarif !.ve bıçkın !.. Ege’nin lacivertini frak gibi üzerine geçirmiş bir balet gibi süzülüyordu,..
Kraliçe,… Majestelerine eşlik eden zevat.. vs.. vs, herşey o anda aklımdan çıkmıştı… Büyülenmiştim,… nefesim kesilmişti ,… hiç bir şeye komuta edemeden bana doğru gelişini seyrediyordum …Benim dışımdaki herkesin -hatta Ege’nin bile – paniğinin farkında değildim,… tek bir şey istiyordum gelsin ve beni güvertesine alsın,…
Yaklaştı,yaklaştı yaklaştı,… bana dokunmasına ramak kala durdu,.. ve baktı,……..
Adım “Odysseus “ dedi.
Yüzyıllar sonra Ionya’da yeni bir destan mı ?.. yazacaktık,…. Yoksa beni,.. “Nausikaa “ nın sonu mu bekliyordu ?...
84/Haliç
f.k.d.
8/mayıs /şehir
2 Mayıs 2008 Cuma
Kumru kadının gözyaşları,...

Bu üçümüzün son fotoğrafı
,.. haftalarca oturdum soğuktan korudum,besledim,
büyüttüm
yemek yemesini öğrettim,
özgürlüğe uçuş
tatbikatları yaptık,
kanatlarını nasıl açacaklarını öğrendiler,... Ufaklıkların biri - fotoğraflardan da farketmişsinizdir - daha uyanık,daha çevik ve hareketliydi.Bu resimden 3-4 gün sonra komşular - izin ver, başlarında boza pişirme çocukların ,bırak uçsunlar,biz duyuyoruz annemiz bizi bıraksada gezmeye çıksak artık diye konuşup duruyorlar - baskısını kurunca ; Peki dedim,... Ben Erguvan kardeşimde konuşlanırım,yavrucuklarımda hem uçuş kurallarını öğrenir hem gezerler.
Bıraktım kendi hallerine,benim adamla gezmeye gittik ,.. dönüşte bir baktım ufaklığımın biri uçmuş Erguvanda bizi bekliyor,çok sevindim becerdiler uçmayı diye,.. Ama gözüm hemen diğerini aradı ve korktuğuma uğradım ,.. diğer bebecim uçamamış yere düşmüştü, çok ağlandım gugukladım ama ,.. benim kadına da sesimi duyuramadım ... ayağınımı kırmış ne yapmış ortalarda yoktu zaten kaç gündür,... sonuçta ,kedi milletine oyuncak oldu bebem.
Yavrumuzun birini aldık gidiyoruz buralardan,.. Gelecek seneye dönermiyim ????.......
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















