İlhan'ın "Mutlu son" yazısı 4 yıl önce yaptığımız bir sohbeti ve o sohbette anlatılan bir anekdot üzerine yazdığım denemeyi aklıma getirdi . Bilgisayarımın naftalin kokulu !dosyaları arasından buldum o yazıyı okudum ve üzülerek farkettim ki ,maalesef yazı naftalin kokmamıştı günceldi ,yayınlayayım bari dedim ,.. Hani tarihe not düşüyoruz ya ! neye yarayacağını bilmeden ,. İşte öyle birşey!.
Günümüzün Tanrıçaları !...
“Paylaşmak” kelimesini ,silkeleyip,eşeleyip ,derinlemesine düşünme ihtiyacı duydunuz mu ?,... Bazen sessizlik,.. bazen derin bir bakış,.. bazende, anlatılan kısacık bir anekdot ,.. Sizi alır bir yerlerden ,.. başka bir yere götürür,..
“ Aynı şeyi hissettik, aynı şeyi farkettik ,aynı şeyi düşünmüşüz “ dersiniz ,..
Paylaştığınızı , bütünleştiğinizi ve sevgiyi hissedersiniz. Hele sevdiklerinizle ve dostlarla paylaşılan anlar çoğaldıkça ,.. daha da çoğalırsınız ,..
Belleğinizin bir kıyısında, uykuda yatan bir fotoğraf karesi koca bir poster olur karşı duvarınızda ,.. Ya da unuttuğunuz bir cümle birden uzun bir öykü haline gelir.
Geçtiğimiz günlerde , bir sevgili dostumun yaptığı ” kadın tasviri “, beni aldııı ,.. ve dünyanın değişik yerlerine götürdü ,...
Sevindim,.. aynı duyguları paylaştığımız, aynı hisleri duyduğumuz için...
Üzüldüm ,.. yara yerim yine kanadı ,.. ülkemin kadınları ,dünya kadınları ve gelecek onyıllar için ..
Yıllar devrilmişti ama değişen hiç bir şey yoktu.
Al renkli,.. sarma işli fistanlı ,.. tepelik takılı başıyla,.. gözleri alan !,.. ama kendi gözleri hep yere bakan kadınlarımız , geldi gözümün önüne ..
Sandığındaki doğanın en güzel renkleriyle dokunmuş giysisini yalnızca,
Birlikte getirdiği, ayakları çıplak ,cin bakışlı ,gülen yüzlü,kara,kavruk oğlan çocuklarınının fotoğrafları düştü önüme...
Ağrıyan yerini , rengarenk !.. ama on kat giysisinin üzerinden gösteren,...
Sorulan soruları anlayabilmek için açtıkları , “kocaman gözleri “ geldi aklıma ,..
Kocalarının, kendilerinin yerine anlattıklarını – anlamadan - dinleyen ,.. sessizliklerini düşündüm...
Afrika’da çekilmiş fotoğraflarını astım beynimdeki duvarlara, kocaman karınlı bebelerini kucaklamış, kuzguni gözlü kadınların ,..
Küçük kızını kolundan sürükleyerek bombalardan kaçmaya çalışan Filistin’li kadının çıplak ayakları ,...
Doğuramama baskısını yaşayan batılı hemcinslerine, taşıyıcı annelik yapan , yüzleri maskeli Hint’li kadınlarda, O duvardaydılar zaten...
Sonra , Mitolojide , Dünyanın oluşumuna ilişkin söylencelerin, binyıllar içinde nasıl değişime uğradığını anlatan bölüm geldi aklıma ;
“ Eşsiz bir Tanrıçadan doğan Dünya ...
Bir Eşden gebe kalmış Tanrıçadan doğan Dünya ...
Erkek savaşcı tarafından Tanrıçanın gövdesinden biçimlendirilen Dünya ...
Erkek tanrının (Adem) gücüyle yaratılan Dünya “ *
Bu Pasaj, bana ; Geçmişten günümüze , kadınlara yönelik tüm baskıların özünde ,
“inkâr “ kelimesinin yattığını düşündürdü. Bu kelimeye özel bir yer ayırmamız ve tartışmaya açmamız gerektiğini de ,..
Binlerce yıldır inkâr ediliyoruz ve binlerce yıldır Dünya giderek yaşanmaz hale geliyor.
Kadının yok sayılması evrensel bir problem olduğuna göre ; Acaba , enerjimizi ,Bizi “inkâr” edenleri deşifre etmeye harcarsak , “Tanrıçadan doğan Dünyada” yaşanan dönemdeki mutluluğu yakalama yolunda, önümüzdeki nesillere yol açabilir miyiz ?,..
Diye düşündüm ,.. paylaşalım istedim,
kimbilir belki çoğalırız !....
f.k.d. mayıs /08 şehir.
*Batı Mitolojisi – Joseph Campbell

1 yorum:
Yolculuk defterine yeniden dönüş yaptığın için sevindim. En azından, notlarına her bakışımda Wolf'un cümlesini görmeyeceğim için mutluyum. Anladım ki bu deftere dönmen için daha çok motivasyona ihtiyacın var. Olan bitene kadın sorunundan çok erkek sorunu olarak baktığım için de bu görev bana düşüyor.
Yorum Gönder