3 Ağustos 2008 Pazar

Yürek çağırdı,yolculuklar başladı...
Castro,Passala,Bargilya,Yalova,Pera,Sinop....,
balıkçıları,bulutları,yelkenlileri,doğan ve batan güneşleri,evleri ve tarihleri ...
farklı coğrafyaların ortak değerleri ,... aynı ruhun farklı titreşimleri ...


Posted by Picasa

29 Temmuz 2008 Salı

Sabahattin Ali'den bugüne Sinop,...


Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma...
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma...
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma...
Dertlerin kalkınca şaha
Bir küfür yolla Allaha...
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma...
Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma...


Posted by Picasa


Posted by Picasa


Posted by Picasa

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Bir garip ruh hali,..

Bütün kapılar kapandı,
dışardayım.
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum.
Uykusuzum fena halde,
sokaktayım.
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum,
fena bir yerimden koptuğum doğru,
kendimden çok fazla yaşamaktayım.
Nereye bağlanacak bu işin sonu
aslında ben kimim ,meraktayım.
Bütün kapılar kapandı,
sokaktayım...
A.İ.

4 Temmuz 2008 Cuma

Pera'dan

Posted by Picasa
Posted by Picasa
emperyal oteli'nin resmini çektim

akşam saçaklarından damlıyordu

kapısında durmanı söylemiştim

yüzün zambaklara benziyordu

cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu

tepebaşı'ndaki küçük yahudiler

asmalımesçit'teki rum kemancı

böyle rüzgarsız kalmışlığımız

bu bizim çektiğimiz sancı

el ele tutuşmuş geziyordu

gazeteler cinayeti yazıyordu

haliç'e bir avuç kan dökülmüştü

emperyal oteli'nde üç gece kaldık

fazlasına paramız yetmiyordu

gözlerin gözlerimden gitmiyordu

dördüncü gece sokakta kaldık

karanlık bir türlü bitmiyordu

sirkeci garı'nda sabahladık

bilen bilmeyen bizi ayıpladı

halbuki kimlere kimlere başvurmadık

hiçbiri yüzümüze bakmıyordu

hiç kimse elimizden tutmuyordu

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün.



A.İ.

Posted by Picasa


Posted by Picasa

29 Haziran 2008 Pazar

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...

N.H.





Denizin üstünde ala bulut ,
yüzünde gümüş gemi ,
içinde sarı balık ,
dibinde mavi yosun,
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o,
ne o,
ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
N.H




Posted by Picasa















Başüstünde bir gemici korosu

bir türkü söylüyor;

yıldızlar gibi ,rüzgâr gibi,

su gibi bir türkü..



N.H.



Posted by Picasa

11 Haziran 2008 Çarşamba

Kıyıköy


yolculuklar başladı,..

10 Haziran 2008 Salı

kaplumbağlar güneşlenirken,..

kıyıköy


yansımalar,..


kıyıköy


yalnızlar,...


kıyıköy

bulutlar ve kayıklar ,.. olmazsa olmazlar...



6 Haziran 2008 Cuma

Öyküler 4

Hayriye Şirket-i'nin anıları

"Ege'nin iki yakası "

Dünyadaki arazilerin altıda birine sahip,.. 20 ye yakın ülkenin Kraliçesini ağırlamakla ilgili anılarını anlatacağına bize yıldırım aşkını anlatıyorsun ,..
Hadi canım sende,. Şıpsevdinin tekisin derseniz ; “doğru söze ne denir ?,.” derim,... Amaaaa,.. şıpsevdi sözünün doğruluğuna değil,.. böyle düşünmenize hak verdiğim için.

Haklısınız ,.. bende, başka birisi anılarımı yazacağım diye ortaya çıkıp habire aşklarını anlatmaya başlasa benzer şeyler düşünmeye başlardım,ama geride bıraktığım yıllarda, yalnızca iki büyük tutkum olunca öncelik kendiliğinden onların oldu.

Ben, “ Odysseus” ,.. aslında beni kendime getiren sihirli kelimeler oldu ,..
-Hayriye hanım ne yapıyorsun ?,.. kendine gel ,.. yaşını başını aldın !,.. hiç yakışıyor mu bu taze genç kız halleri – dedim ,... ve öncelikle sallanmayı kesip şöyle bir dikleştim.
Ege’de dahil herkesin derin bir Ohhh.. çekip rahatladığını hissettim.

Büyük bir rezaletin kıyısından döndük hep birlikte,.. Öyle ya,.. bir düşünün ben kendimi kaybetmiş zangır zangır titriyorum ve Majesteleri tam bana adımını atarken, kendini Ege’nin kollarında !, buluyor yardımcılarıyla beraber ...
Majestelerinin tatilini gizleyebilirsiniz,.. sonuçta açarsınız telefonu gazte patronlarına
- rahat bırakın, izlemeyin, yazmayın – dersiniz,.. gönülsüzde olsa insani duyguları galâbe çalar – peki – derler ..
Ama cancağızım “ Kraliçe denize düşmüş “ haberini , MI5 değil 10 olsanız atlatamassınız ... Hangi gazetecinin önüne yaşamı boyunca bir daha böyle bir haber düşer ki,...

Neyseee,.. Gazteci milletine malzeme vermeden , Kraliçeyi vakur bir şekilde alıp, patronların Adasına gitmek üzere ustaca bir manevrayla dönerek, tam yol verdim.. Ege’de sakinleştiği için rahat kaymak gibi !, başladık yol almaya..
Lâkin benim o kısa süreli heyecanım patronların ve Kraliçenin yardımcılarının gözünden kaçmamıştı. Ve , ani bir kararla - Odysseus geri dönmesin, genç ve güçlü her şeye hazırlıklı olmalıyız - denildi ,.. - bizi takip etsin – emri verildi.

Önce “iyi halt ettin Hayriye hanım” diye , kendime kendime sunturlu bir küfür edip,..
“herkesin güvenini kaybettin yaşın ve yıpranmışlığın ortaya çıktı” diyerek söylendim. (Gençler kusura bakmasın,Osmanlı terbiyesi almış bana yakışmıyor bu laflar biliyorum ama,.. bir taraftanda söz verdim size , doğruları anlatacağım diye . )
Ama bir süre yol aldıktan sonra Kraliçe ve yanındaki zevattan öylesine iltifatlar almaya başladım ki , moralim biraz yerine geldi.
Aman efendim,.. Ne kadar güçlüymüşüm ,.. Ne kadar zarif yol alıyormuşum ,.. Güvertemin ferahlığı ve şıklığı içlerini açmış ,.. Köşküm gözalıcı ve çok pratikmiş , yenilerin elektronik aksamlı köşkleri göz yoruyormuş vs.vs.vs....

Onlar alt kat salonumda , nadide Yıldız porselenlerimle çaylarını yudumlamaya geçince, kendimle başbaşa kaldım ,..
- Artık topla kendini , aşkın yaşla başla alakası yok , ne yapalım ,. gördün ve vuruldun ,.. önündeki günlerin değerini bil, keyfini çıkar , o ani tepkiyi vermeseydin Odysseus geri dönecekti,.. oysa şimdi bir hafta birlikte olacaksın , Ege’nin karşı kıyısını anlamaya, hiç görmediğin diyarları tanımaya fırsatın olacak ,..- bu cümlelerle kendime moral verdim. Doğrusunu isterseniz iyi de geldi ...

İç konuşmalarının,” müsbet olmak” , kaydı şartıyla,.. aydınlatıcı, ferahlatıcı , iyileştirici tarafı çok fazladır ,.. yıllardır atlattığım badirelere, bu kendi kendimle olan sohbetlerim sayesinde karşı koyabilmişimdir , hala daha bu yaştaki enerjimi , gevezeliklerimi bu konuşmalarıma borçluyum ,.. Tamam ,, tamam ,.. nasihat faslını kapatıp sadede geliyorum !,..

Efendimmm,.. Majestelerini ve diğer misafirlerimi Ege’de bir yağ gibi kayıp yol alarak, patronlarımın Adasının önünde bekleyen ufaklıklara teslim ettim ve salimen adaya ayak bastılar.
Bende güzel bir manevrayla Adanın rıhtımının önüne , rıhtımı ve Adadaki köşkü gözlerden saklayacak biçimde boylu boyunca yerleşerek demirimi bıraktım,...
“Gözlerden saklamak “ lafın gelişi tabii ,.. Koya ve Adanın etrafına, yabancı bir kuşun bile, girmesine imkan tanınmayacak biçimde önlemler alınmıştı ,.. Üstelik bu hazırlıklar o kadar sessizce yapılmıştı ki , Kasabadakilerin dahi ruhu duymamıştı ,.. Ama dedim ya genede bu gazteci milletine !,. karşı uyanık olmak gerekiyordu.
Aslında patronlarımın Adadaki köşkü o kadar ustalıkla inşaa edilmişti ki ,dışardan bilmeyen birilerinin farketmesi imkansızdı.
Adanın ; Söğüt,.. Ilgın,.. Okaliptus,.. ve Zeytin ağaçları ,devasa frenk incirleri , rengarenk çiçekli kaktüsleri ,.. köşkü de, kalan misafirleri de ,dış gözlerden ve yazın boğucu sıcaklarından öylesine güzel koruyor ve kolluyorlardı ki ,.. Ada iyi bakılan bir Botanik bahçesi gibi duruyordu uzaktan.

Konuklar dinlenmeye çekildi,.. ufaklıklarda rıhtımın diğer köşesine yerleştiler..
Güneşin eğilip ,.. günbatımının muhteşem renklerini sergilemeye başladığı , günün en güzel ,sakin ve doyumsuz saatlerinde Odysseus ve ben başbaşa kaldık ,...

- Asaletine ve güzelliğine hayran oldum – diyerek hemen söze girdi ,.. Akdenizlilere özgü sıcaklık , sabırsızlık ve sevimlilikle,...
Ve gece boyu devam eden sohbetimiz başladı,....
Atina’da denize indiğini,ilk yıllarda çok ünlü bir armatöre evsahipliği yaptığını,dünyanın en ünlü kadınlarını ve adamlarını ağırladığını anlattı uzun uzun... Akdenizde neredeyse gezmediği liman kalmamıştı.
Ehhh haliyle her limanda bir sevgilisi olmuştu.Misafir ettiklerinin geceden sabaha değişen istekleri yüzünden de hiç uzun süreli bir yerde kalmamış , uzun yıllar boyunca demir bırakıp almakla geçirmişti günlerini , haftalarını.
Benim Boğaz yıllarımın yanında çok renkli gibi gözüken bu yaşam aslında kısa bir süre sonra sıradanlaşmış ve daha çabuk yıpranmasına sebep olmuştu.
-Gece yatacağım yeri gündüz gitmem gereken iskeleleri bildiğim bir hayatı özledim – diye anlatmıştı o yılları anarken,..
“ Cannes,Monte Carlo,Monaco,Nice ,... herkesin gıptayla isimlerini andığı, gitmek için can attığı yerlerde - üstelik oraların en güzel yıllarında – geçen yıllar bana yorgunluk ve bıkkınlık getirdi “ demiş ve eklemişti - heyecan duyduğum tek yer Portofino’ydu ...
- Belkide Akdenizin en küçük ama en sevimli olan bu koyunda gecelemek için fiziki olarak çok zorlansam da, denizden seyretmesi çok keyifli olan bu minicik kasaba hep keyifle gittiğim bir liman olmuştur - ...
O geceki sohbetimizden sonra hep merak etmiş ve ahh bir imkan olsada,.. gitsem dediğim bir yer olmuştur Portofino ,..
“Son Liman “ anlamına gelen adıyla ,güzel deniz feneriyle ünlü kasabayı,.. öylesine şiirsel ve güzel anlatmıştı ki ,...

Günler geceleri,geceler günleri kovaladı ,... birbirini seven insanlar sohbet etmeye ,konuşmaya doyar mı?,..
Klişe söz “doyumsuz sohbetler” nereden yaratıldı zannediyorsunuz ?...
Biz de uzaydan gelmedik !,.... konuştuk,.... iç geçirdik ,...... sohbet ettik ,.......... veeeeeeeeee günlerin sonuna geldik,..

Ege’nin iki yakasının ,bu yaşamda asla biraraya gelemeyeceğini kabul ettik,.. Bu birrrrr... ve binnnn,....

Biraraya gelsek dahi ,bu gezegende mutlu olamayacağımız gerçeği gün gibi ortadaydı,.. Geleneklerimiz.,.. kültürlerimiz farklıydı ,.. Benim Osmanlı geçmişim ve Cumhuriyet vatandaşlığımın getirdiği örf ve adetlerim vardı.Ben Aile kavramına değer veriyordum, Anadolu topraklarından besleniyordum, ata yadigarları benim için önemliydi.....
O,... geçen yıllarını anavatanının dışında ,değer yargılarından uzak ,... tabiriyle “ Bohem” bir hayat yaşayarak geçirmişti,... Benden böyle bir hayata ayak uydurmamı istiyordu,...

Yok ,... Castellerizo’da evleniriz , Akdeniz’e açılır gezeriz, Malta’da demir atar,.. Endülüs’de geceleriz ,..........
Çok hoş ama ,....... nereye kadar ?,.. ve ne kadar zaman ?,..
O, hız,.. O , hareketlilik ,... O , sıcaklar ,.... O, dalgalar,.... ve bekleyenlerimiz ,.....
Benim İstanbul’lu arkadaşlarım , eşim dostum,...
O’nun Atina’da bekleyen limanı !,.. Eşi ve yavruları ...............
Nausikaa’nın sonu !.............

Çok güzel,....... yıllar boyu unutulmayacak bir,”1 Hafta”, geçirdik ...
Majestelerini denize düşürmeden !.. keyiflle gezdirdik,.. Gaztecilerin ruhu duymadı !..

Bazı anlar inandık Ege’nin iki kıyısının birlikteliğine,... bazen onarılmaz bir ümitsizliğe düştük ,... ama önemli olan yaşamaktı ,O , anları,... ve ,.. yaşadık,....

ve,.......... Ayrıldık ,..

Niburide !........... buluşmak üzere ....



f.k.d. haziran/08