28 Mart 2008 Cuma

kumrularla çıkılan yolculuklar da güzeldir,...

Etrafınızın apartmanlarla çevrili olduğu, aralardan ufak tefek ağaçların boy vermeye çalıştığı bir metrapolde yaşıyorsunuz ve bir bahar sabahı mutfak pencerenizi açıp, bahar havasını ciğerlerinize doldurduğunuz sırada pencerenizin dışına astığınız küçük saksılarınızın birinde yuva yapmaya çalışan bir Kumru ailesi ile karşılaştınız ,ne yaparsınız ?,..
a) “çiçeklerim yeni kendine geliyordu,mahvedecek “der acele Kumru ailesini kovarsınız,..
b) “Aman tanrım bunlara izin verirsem,her taraf kuş pisliğine bürünecek” der Kumru ailesini kovarsınız,..
c) “çok yoğunsunuzdur farkına bile varmazsınız,..

“Amaaaa,... ben herşeye boşverdim onlara kucak açtım,...nasıl,nasıl yani, bu sevimli ailenin farkında olmam” gibi sahtekârca cümleler kurmayacağım.Şahsen, üç şıkkı da lâyıkıyla yerine getirdim,ama nafile,...benim gibi dönem dönem metrapol kargaşası ile doğadan kopanlar yada Kumru ailesi savaşı verenler ne demek istediğimi anlayacaklardır...
Sonuç ; 3 yıl önce savaş kaybedildi,belgesel çekimleri başladı,...”mankenler”! savaşı kazanmanın haklı gururu ile, mağrur ve doğal,..çok rahat poz veriyorlar,oralıklı bile değiller hatta... Bende çekimlere başlayıp ,bir taraftan da çoçukluğumun Çamlıca’sına,yatılılık günlerimizin eğlencesi Kumrulara geri dönüşler,(flash back ler) yapmaya başladım ve doğanın gücüne olan hayranlığımı tazeledim,”düşünen ve konuşan yegane canlıyız” safsatalarına inanmamakta ne kadar haklıymışım diyerek, kendimi pohpohlama fırsatını yakaladım.(-dozunda narsizm iyidir- gibi bir felsefeye inanırım,ayıp değildir söylemesi!).

İlk sene Anne kumru,benim 17 cm çapındaki saksımda, 2 yumurtasının üzerine oturarak yaklaşık 2,5 ayı sabırla geçirdi ve iki yavrusu yumurtaları çatlatıp dışarı çıktıktan 10-15 gün sonra,uzaktan kumanda uçma derslerini de tamamladı ve artık kendi kanatlarınızla uçabilirsiniz diyerek -biz insanoğlunun başaramadığını başarıp- uçtu gitti,...
yavrularda 2-3 gün sonra kanatlarını çırptılar ve uçup gittiler.
Bu üç aylık sürede baba kumru ne yaptı?,...anne kumrunun tüm direktiflerini yerine getirmek üzere pencerenin önündeki Erguvan ağacımın dallarında hazır bekledi,..
anne -gel biraz dolaşıp karnımı doyuracağım-dedi,geldi...yumurtaların üzerine oturdu, bekledi annenin dönüşünü,
anne -biraz çalı çırpı getir eve – dedi,minicik dal parçalarını taşıdı durdu,
anne-kargalara dikkat et,yerimiz belli olmasın-dedi,bütün dikkatini Karga milletine yöneltti.
Gelinde arkaik dönemlere,her yerde "Ana Tanrıça"ların olduğu,savaşların yaşanmadığı dünyaya öykünmeyin...neyssseee.......

Kargalar söz konusu olunca kendime de bir pay vermeden geçemeyeceğim,bende; evdeki yılbaşı süslerinden” minik korkuluk adam” yapıp, (hani tarlalara kocaman kocaman kolları iki yana açık tahta adamlar dikerler ya,..) yandaki saksıya dikerek Kargalarla olan savaşlarında kendimce yardımcı olmaya çalıştım.
J.Baudrillard ‘ın “Normallik,anlamsız kalıntısı sayılan Delilik üzerinden mi ? değerlendirilmelidir,..cümlesine nazire yaparcasına....

Evet,... bu akşam bir baktım, benim "Kadın” gene oturmuş 17 cm ye,
bana gene yandan bir bakış attı,-bir yıl daha geçti,ben geldim,bahar geldi ,..ama biliyorum ,bu yıl baharın çok farkındasın !,..- dercesine,...
Bende dört yıllık dostluğumuzun ilk anılarını ,bu akşamki fotoğrafıyla beraber sizle paylaşmak istedim.

f.k.d 03/08

Hiç yorum yok: