25 Ocak 2012 Çarşamba

Bir Fotoğraf Kolajının Masalı ...

Bu yazıya , moda deyimle "tarihe not düşmek" üzere başlanmıştır ...
Niyeyse ?...



59 Yıl önce bugünlerde döllenmiş bir yumurta olarak ana rahmine düştüğünü tahmin eden bu satırların yazarı 2012 yi görmenin bahtiyarlığıyla , biraz gece zevzekliği yapmak üzere klavye başına çökmüştür ... Son birkaç geceki rüyaları Haydar beyin ziyaretiyle renklenince,.. aklına düşen "984 Türkbükü" fotoğraflarını bir geceyarısı operasyonuyla İlhan'ın bloğundan apartıp yazısını bu fotoğrafların eşliğinde sürdürmek niyetindir ...

984 yılı ;
30 lu yaşlarına yeni başlamış önünde uzuuunn uzuuunnn ! yıllar olan genç ve hoş bir kadın ; mutlu , umarsız , kendinden emin , biraz üstenci bakışlı . Dünya tatlısı bir oğlu var , karnında da  dünyaya gelmek üzere süslenmekte olan , yola çıkmaya hazırlanan kıvırcık bir şeker kız . 

2012 yılı ;
28 yıl sonra 60 lı yaşlarına merdiven dayamış kadının , Oğluşu koca adam olmuş sevdiği işte çalışıyor ,Kıvırcığı ressam olmuş iş peşinde koşturuyor . Kadın tam herşey yoluna girdi dediği yıllarda dipsiz bir kuyuya düşüyor . 3 yıldır sağlıksız , tedirgin ve kararsız !! gitsin mi ? kalsın mı ? mücadeleye devam mı ? tamam mı ? sorular , sorular ... 
Yanıtı olmayan  sorularla başbaşa ...

Fotoğrafların öznesi , Koltuğu boşaltalı 10 yıl oluyor , Bahçe kapısı kapanalı 18 yıl , Saltanat Kayığımızın akıbetini hiç öğrenmedim aklıma geldikçe içim acıyor zaten  ,..
Bütün bu trajik gibi görünen gelişmelere rağmen düşlerde  kızını bekliyen , mutlu bir baba profili görüyorum , yanılıyor muyum ?.  gidiş yakınlaştığı için kendimi teselli mi ediyorum , (hani züğürt tesellisi derler ya)  ?..
Hani Hümeyra'nın haykırdığı gibi ;
"Birçok giden memnun ki yerinden
çok seneler geçti
çok seneler geçti
dönen yok seferinden "

Vallahi bilemeyeceğim , çook karışık çookkk ...

Bugünlerde aklım hep Çernişevski'nin yıllar , yıllar önce okuduğum kitabının başlığında " Ne Yapmalı ?.. Nasıl Yapmalı ?..."
Zaten kitap başlıkları , içerikleri , yalnız ve yalnız kitaplarla avunabildiğim bir süreç yaşamakta olduğum .
Dün gece ,düşle uyanıklık arası bir dilimde yıllar öncesine gittim ;
Soğuk bir kış günü odanın ortasında yerde halının üzerine kapaklanmış , babamın kırmızı kurdela takma hediyesi olarak getirdiği Doğan Kardeş dergisini  inceliyorum , sevinçten içim titriyor ,O ne güzel dergi , ne güzel fotoğraflar mutluluktan uçuyorum , üstelik babam demez mi " seni abone yaptım artık dergin her ay evimize gelecek". Tam 52 sene sonra hala o günü ,o anı , odadaki divanı ,halıyı , sobanın sıcaklığını ve okuyabilmemin hazzını tüm gerçekliğiyle  duyumsuyorum .
Demek ki neymiş duyulan hazlar ve keyifler yıllar geçsede unutulmuyormuş , Gelecek Zamanını kaybetsen de ! , geçmişin keyifli anlarıyla bugünü tadlandırabiliyormuşsun mu ?...

f.k.d.  şehir


Hiç yorum yok: