11 Ocak 2009 Pazar

Kitap Notları -1-

Sevgili Kitaplarımla aramı düzeltim,.. kırgınlıklar kalktı, 3-5 üvertür kitap sonrası
“ Nietzsche” ve “Tragedyanın Doğuşuyla” birbirimize olan sevgimizi tazeliyoruz !!.
Sıra kitaplığıma geldi amaaaaaa .... aaaaaaa lar uzayıp gidebilir hiç mahzuru yok , zira benim ona ayıracak zamanım yok.Kendisi biraz kaprislidir !! Toplanmasının ne kadar güç ,ne kadar zaman alıcı olduğunu, bildiği halde dağılır!!!, dağılmaya mütemayildir.. Küslüğümüz uzun sürecek gibi ama,.. ne çare...
Kadim dostlarımla ,aramıza Bilgisayarın girmesini ,.. soğukluk olmasını ,.engellemek için yeni bir formül geliştirdim.İki yıl öncesine kadar kitap notları tuttuğum defterimi ortaya çıkardım,.. hem oradaki notlar teknolojiyle tanışacak !!, hem de,.okuyup eleştiri notları yazıp sonrada kaldırdığım ,eski dostlar tekrar gündeme gelecek,.yeniden göz atılacak. Belki tekrar hızlı okumalar yapılacak, yeni notlar alınacak.Ama,.. bundan sonra ki okumalara ilişkin notlar teknolojik ortamda gerçekleştirilecek!!
Bloğumun mana ve önemine !! uygun bir eski dostla başlıyorum “Kitap notlarıma”
İbn Battuta Seyahatnamesi..
Okuma tarihim Kasım/2005 yılı... Ufak çaplı iki tuğla kalınlığındaki !! kitapları yazan ,Fas’lı bu büyük gezgin ,1325 yılında Tanca’dan yola koyulmuş ve Afrika’nın bir ucundan Asya’nın diğer ucuna süren gezilerini tam 28 yıl boyunca sürdürmüş..
(1304 d. -1368 ö.) 1356 da tuttuğu notları yazıya dökmüş/döktürmüş.
Arap-Türk-Asya halklarını anlamak,.. kültürel zenginliklerini ,modernizmi – hem arap!! , hem müslüman!!, hem kadın !! bilginlerin varlığından ve ders verdikleri erkek öğrencilerinden haberdar olup, ağzınız bir karış açık okumalar yapmak ,..- bugünün harabe kentlerinin !! güzelliklerini ve ilginç yerel geleneklerini öğrenmek ve ufak çaplı bir Dünya seyahati yapmak istiyorsanız,. başucunuzda Tuğla boyutlu, okunmayı bekleyen kitap olduğunda kendinizi çok mutlu hisseden “Tuhaf!! Bir yanınız” varsa,. hemen alın ve başlayın pişman olmayacaksınız. Çok başarılı bir editasyonla 2004 yılında Yapı kredi yayınlarından çıktı.

Kasidelerden Bağdat dörtlükleri
(İBN Battûta Seyahatnâmesi pg.316)

“Geldi Bağdat’ın kıyısına,çöktü ağıtçı
Ağlasın gayrı ağlıyanlar dehrin dağıttığı dâra!
Nice yangınlar çıktı suyunda,nice savaşlar,
Küle döndü sokaklarında güzeller,gül bakışlar.,
Yine de ümitvar,gün dönecek yine de
Gelecek saadet saati,rahmet inecek izbelere,
Saklıyor gamını şimdi umutlu yabancı,
Bağdat; bir kocakarı;geçmiş gençliğin baharı
Kayıp zamanlarda ara artık işveli yâri ve tâcı !”

(Ebû Temmam Habib d.796 – ö.846)

Yalnız dolunay gibi sokulur Irak’a o güzel,
Öğle vakti dürülür defteri ateşin güneşin.
Bağdat’ın meltemlerini ambere çeviren el,
Bunca masum mecnun olmasa elbette çekip gider.

(Ebu’l-Hasan Ali Nebîh ö.1222)

Seyahatname notlarından başlıklar..

* Tunus'da Zeytûne Camisi ve çevresi,.. pg.19
* "Kuilon - Calicut (Hindistan) - Kuanzhou (Çin) - Kırım'da Cenevizli ailelerin Surdak Limanı ve İskenderiye " en büyük deniz ticaret merkezleri... pg 21 (1300 lere mi dönüyoruz acaba !!.)
* 1 fersah / 3 mil / 4 km
* O yıllarda Mısır' da en itibarlı dil Türkçe,..
* Baalbek -Heliopolis Şam yakınlarında,.(Jüpiter tapınağı harabeleri)
* Erak ağacı (Salvadore Percia), diş fırçalamada kullanılan bir ağaç türü,Hant isimli meyvası da yeniyor.
* Kûşân - Kuşeri = Mısır'ın Hint kökenli mahalli yemeği.Makarna-Nohut-Mercimek ve Pilavı karıştır,acı biberli domates sosunu üzerine ekle,kıtır ,kıtır soğan kızartması ilave et.!!
* Tebriz-Mardin-Bağdat-Şiraz-Kahire o dönemin en güzel İslam şehirleri.
* Alanya -Tümüyle Türkmen ve Hanefi ,.Kerestesi bol .(soyadı !!!)
* Denizli =Dûngûzla ( domuzlar diyarı) Domuzu bol,Eşi benzeri olmayan Altın işlemeli pamuklu elbiseler dokunuyor,halkın çoğunluğu Rum. (Bir zamanlar köye Domuz avcıları gelirdi !!!)
* Antalya'da ahilik çok yaygın
* Göynük'te bolca Safran varmış !!.
*Hindistan'daki haberleşme sistemi 4*100 bayrak yarışı gibi,.. haberciler 50 günlük yolu 5 günde alabiliyor ,koşarak ya da atla...
* 1300 lerde !!! Delhi'de Fiyat artışlarına karşı yapılan protestolar... pg.630

f.k.d. 11 /ocak /şehir

8 Ocak 2009 Perşembe

Çocuklar ölmesin,.. şekerde yiyebilsinler...

Yeni yıla İsyan yazısıyla girmeyi düşünmüyordum ama ,..


İSYAN EDİYORUM ,..


Dünyaya ,..İnsanlığa,.. İnsanlığıma,.. Yaşananlara ve Yaşayacaklarımıza ...

Güzel,..Sıradan,. ama keyifli bir geceydi ,Yılbaşı gecesi... Her zamanki elitist geyikler,.. 60-70 lerin şarkıları,.. bolca rakı ,..ve hafif sarhoşluk ... Severim hafif sarhoşluğu ve zırhlardan arınıp çözülmeyi,.. dozu aşmazsa iyi gelir insana ,..

Yeni yılın ilk günü ,.Önceki gecenin kalıntılarıyla,. Gelecek günlerin telaşı arasında geçen garip bir gündür..Ömür boyu abisinin ya da ablasının gölgesinde kalmış,.başarısız kardeşler gibidir,.Üzülürüm hep “1 Ocak” tarihine..ama elden bir şey gelmez tarih tekerrür eder !!..

2 Ocak... hızla giriş yapar hayatımıza,. 3-4 defa bocalarız yeni yılın tarihini atarken,..1969,..79,..89,..99,..2009,..2019........vb. Sonra alışırız herşeye alıştığımız gibi.

Ama,.. İnsanlık kavramımızı yitirmediysek,.
Bombalarla parçalanmış çoçuklara alışamayız,..
O,.. insanlık dışı görüntülere bakamayız,..
”İnsan insana, nasıl bu denli vahşet uygular?.. sorusuna, yanıt aramaya bile takaatimiz olmaz..

Bir şey yapamamanın,.düşünememenin ve düşünmek istememenin çaresizliğini yüreğimizde hissedip,.. yılbaşı gecesi keyifle yudumladığımız kadehleri,. bu sefer hınçla,.. akla ziyan bir hızla ,.. unutmak adına yudumlarız.

Nafile.....
Bombaların etkisini hiç bir şeyin yok edemediğini anlayıp çıkış yolu bulmaya ,..Aklı kurtarmaya,.. yüreği serinletmeye,.. çalışırız,..

Ve,.. başlarız yazmaya,.. kendimizin okuyup kendimizin dinleyeceğini bile bile,..Sanki tüm dünyaya seslenircesine,..Sanki bütün dünyaya hakim “miş” gibi..yazarız,..

Hayatı “mış” ve “miş” gibi yaşadığımızın en acı biçiminde ayırdında ,...
yazar ,..yazar ,.. yazar,..yazar,..yazarızzzzz.........

f.k.d. 8/01/2009 şehir.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Unutmamıştım kağıttan gemiler yapmayı,
ellerim de buruşmamıştı daha,

kaptanlıktan da emekli olmamıştım
ama,..
hüzün geldi baş köşeye kuruldu,
yoruldu, .. yüreğim
yoruldu...
demiş Şair..

Bende yorgunum bu gece....

f.k.d. 7/01/2009



19 Aralık 2008 Cuma

Benden selam söyle Bulutlara.....


49 yada 50 yıl önce babasının elinden tutmuş küçücük bir kız,. Simsiyah,. garip bir geminin, güvertesindeki deliğe doğru yürüyor,..dimdik merdivenlerden düşmemeye çalışarak inmeye çalışıyor,..kocaman açılmış gözleriyle,.daracık odada, ranzanın başındaki dolap kapaklarına yapıştırılmış ,mayolu teyzelere bakıyor !!!...
Çılgın ,.. ve Saygın ,.. adamlardı Denizaltıcı amcalar...
Küçük kızın da Denizaltıyla ilk tanışmasıydı ,..
Doğal ki unutulmadı,...


Frozen sonucunu öğrenip, gözyaşlarını saklamaya çalışarak, kendini kantinin soğuk avlusuna atan genç kadının ,.. Kaybetme korkusuyla ilk yüzleşmesiydi...
Doğal ki unutamadı..

25 yıl sonra bir kır lokantasından,.. Hamsi tavayla!,. bulutlara gönderilen selamlar,..İçe akıtılan yaşlar,..ve Sözler ....
Anılardan süzülenlerdi !,..
f.k.d. 19/Aralık/2008

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim


C.Y.

Posted by Picasa

14 Aralık 2008 Pazar

Çingeneler Zamanı*

*Emir Kusturica /1988

Özgürlükçü,.. Anarşist,.. Hayatı bildikleri gibi yaşayan,.. Kimseyi umursamayan ve takmayan,..
Aslında tüm bu sıfatlar,.. Kâdim topluluğa ilişkin duygularımızı tek bir kelimeyle ifade edemeyişimizin de gerekçeleri...
Yoğun tiksinti duygularımıza “Çöplükten verdikleri mutluluk yanıtları ,.. “
Küçümsemelerimize karşın ,.. “bütün formelliklerinden sıyrılabilmeleri,..”
“Teknolojinin getirdikleri mi,.. yoksa götürdükleri mi ..” tartışmasını, bir kalemde sıfırlamaları,..
Otomobillerin hakim dünyasında hala at arabalarıyla zamana meydan okumaları ..
“Kadınlarının röfle yapılmış saçlarının olmazsa olmaz,.. Erkeklerinin Briyantinli saçlarının her problemin önünde geldiği” bu insanları hiç ama hiç anlayamadığımız ve anlama çabalarımızın da göstermelik olmaya mahkum olduğunu düşünüyorum... Anlayamayız ,..
Ne kadar istesek,. Onlar gibi ve Onlarla beraber “O” hayatı yaşayamayız..

Yaşamı paylaşmadığın,eş değer yargılarına sahip olmadığın insan topluluklarını anlayabilirsin ,.. Neden ?.. Hedefte birleşiyorsundur.



Amaaaa,.... İş Çingenelere geldiği zaman ...
Anlayamamak duygusu ve anlayamamanın çaresizliğini ,... Fotoğraf makinamı alıp - güneşli bir Aralık sabahında uzaklara gidememenin sıkıntısını yakın çevrede gidereyim diyerek- yürüyüşe çıktığım bu Pazar günü bir kez daha algıladım.
Şehrin kalabalığının orta yerinde, her zaman çiçek aldığımız, Çingene kadın ve küçük kızı,. Pazar sakinliğinin ve güneşin verdiği rehavetle oturuyorlardı,. her zamanki yerlerinde,..
Ben tüm çekingenliğimle – İnsan fotoğraflarında agresif olamamak gibi 21.yy insanına yakışmayan bir defektim var !!..- ama tanış olmamızın da verdiği cesaretle “fotoğrafınızı çekeyim mi ?.”diye sordum.. Anında poz verdiler ,..
3-5 fotoğraf sonra,.. - Abla bana bu fotoğrafları hemen verirsin dimii,.. kızımın hiç fotoğrafı olmadı bugüne kadar da,.. - cümlesi geldi,..
Bittim ,........












Bir nedenle !!.. tanış olduğum Çingenelerle ilgili ,çok şey bildiğini zanneden ,iddia eden “Ben” Yine hiç bir şey bilemediğimin ayırdına vardım,..
Veee ,.. Çok bilmişlerin !!!!!!!! bilememezlik duygusunu bir kez daha yaşayarak,..
Kös kös önüme bakıp “Ruhu savrulmuş,..” fotoğraflarımı çekip,..
Gittim............

f.k.d.
Aralık/2008/Şehir

11 Aralık 2008 Perşembe

Romantizimden,.. Realizime,..


Kalabalıklar içinde yalnızlık...

Yoğun yalnızlık duyguları mı nostaljiyi çağrıştırır ?,. Bir olay ya da nostaljik bir objeyle mi yalnız olduğunuzun ayırdına varırsınız ?,..
Yanıtı bilsem,... bu sorularla yazıya girişmezdim,.. düşünelim ve yazıya dökelim,.bakalım nerelere yol alacağız.
Yanıbaşımda konuşlanan bir fotoğrafla daha iyi çözümleme yapabilirim diye düşündüm ve bir dostumun fotoğrafını aldım sol yanıma,...Temaya çok uyan bir fotoğraf, onu çözümlerken belki sorumuza da yanıt bulabiliriz.
Ağaçlarla,..başlayalım;
Bu resimde ilk anda,Ada’nın çamları bizi sarıyor... Çam,.. köknar,.. ceviz,.. isim önem taşımıyor aslında,. ağaçlarla ve doğayla sarıldığımızı hissetme duygusu assolan..
Devam edelim..
Çamların kollarından uzanan Marmara denizi,..
Sizi,. Şirket-i Hayriye yıllarına kadar taşıyan Şehir hatları vapuru,..
Uzaklardaki tekbaşınalığı ile,.yalnızlığımıza vurucu darbeler indiren Hayırsız Ada,..
Ve,.. Yıllar boyu Kasım ayı ile beraber aşina olduğumuz,.. gri renkli,.İstanbul semaları,..

Doğayla içiçe geçme,.. doğaya sığınma,..doğaya olan içten sevgi, .. Fotoğraftan bize akan duyguların bir bölümü,..
Çamlar,..Adalar,..Vapurlar,.ise,. Nostaljik duyguları körükleyen ögeler zinciri...

Doğayı ve nostaljiyi içinde barındıran bir fotoğraf , bir obje veya bir olay karşısında duygulanmak ,..
yalnızlığımızın işareti mi ?..
yoksa yaşlandığımızın mı?,..
ya da yıllar içinde kaybolan naif duygularımızı ,doğanın saflığıyla geri getirme çabası mı?,..
Sorular,. Soruları getiriyor,. belli ki,..cevaplarda çoklu ...

Yukardaki satırları 4-5 gün önce duygusal bir anımda yazmaya koyulmuş ve yarıda bırakmıştım,.. silmeye kıyamadım ama konuyu uzatmaya da niyetim yok !!...

Çözümleme yaptığım fotoğrafa, kendime ait 2-3 başka fotoğrafla farklı bir etki katmaya çalıştım ama bu çaba nostaljiyi daha da körüklemekten öteye gitmedi..bu bir imaj meselesiydi!. Dolayısıyla ,. nostaljik çağrışımlara açık bir fotoğraf,..tablo,..obje,.. ya da olay karşısında duygulanmakla,.. Yalnızlık ,..Yaşlılık ,.. ve Kaybolan naifliğin ,. ilintisini kurmaya çalışmak abesle iştigaldi..
Sonuçta ,. Karar verdim, “Abesle iştigal” etmeyi bazı zamanlar ,. iyi beceriyorum!..


Düşen bir yaprak görürsen...........




Yeryüzünde ne olursan ol,.. insan,.. hayvan,.. ağaç,..çiçek,..yaprak,.. koltuk,..masa,.. vb... yerini bırakmayacaksın , boşaltmayacaksın , ..kaptırmayacaksın !!..
Kaptırırsan ne olur ?!!..
Cânım Erguvanımın yapraklarının Lodosa,. Poyraza ve Kasımın soğuk günlerine yenik düşerek, yerlerini kaptırdıklarının resmidir .. (Bkz.sol cenah!!...)
Komşunun sokak sürtüğü !! Sarmanı ,.. birde değişik pozlar verdi üstelik,düşen yapraklara inat..
Tek bir direnişciyi !! fotoğraflayabildim,.. merakla bekliyorum,. bakalım direnişini ne zamana kadar sürdürecek...



Beni,. karşı apartmanın meraklı gözlerinden saklayan ve koruyan,.. isimsiz ve kimsesiz gariban ağacım ise, Karga milletinin oyuncağı oldu.. Bütün yaz tepeledikleri yetmiyormuş gibi şimdide narin dallarında kovalamaca oynuyorlar...




1 Aralık 2008 Pazartesi

Bir günün ardından,........


“Martılarla Karabatakların Haliç Şenlikleri”

Umuda yolculuğa 1 hafta tahammül edebildim,..Ben gerçek yolculuklarla var olabilirim ,. anlamış oldum !!..

Bir hafta önce serumlar ve sondalarla bezeli Bedenimi!!,.. bu sabah ani ve çılgın bir kararla,.. Aynalıkavak kasrına gitmek üzere, soğuk ve yağmurlu sokaklara attım,.. Sarıdan, Kırmızıya uzanan yolculuğa çıktıklarını düşündüğüm Kavak yapraklarını fotoğraflamak düşüyle ...
İsyan etmedi, ”delidir ne yapsa yeridir “ dedi ,.. kabullendi,..
Üstelik her uzvu ayrı ayrı üşüdüğü ve ağrıdığı halde gün sonunda oturdu birde yazmaya koyuldu yaşadıklarını... Beyin ve Yürek eş zamanlı keyiflenince,.. Bedenin şansı yok,. uyacak yaşanacaklara ve yaşananlara !!!.. Ehh,.. allah için uydu da, şu ana kadar maraza çıkarmadı .


Güne dönersek,..
Sabah,...
Kasımpaşa meydanında ,Deniz hastanesi tabelasını görüp, 45 yıl önceye giden anılar zinciriyle başladı !!.. Hastaneye giden yokuşun başında bir an durakladım,.. soğuk bir kış günü yaşadığım Bademcik ameliyatını,..çocukluğumun Taşkızak tersanesini hatırladım,.. “Yokuşu tırmansam ve geçmişe yolculuk mu yapsam” dedim ,. Vazgeçtim,... Bir başka zamana erteledim, bir hafta boyunca geçmişe yaptığım yolculukları anımsayarak !!..
Koyuldum yola Aynalıkavak Kasrına ve Sonbahar renklerine doğru... Amaaaa....... “Restorasyon nedeniyle Kapalıdır” tabelasıyla karşılandım...

“Devam” dedim, hiç tereddüt etmeden,.. Kafaya kondu bugün fotoğraf çekilecek !!!.. Yolumun üstünde Koç müzesi var,.. bir çay içer soluklanır plan yaparım diye düşündüm ve daldım müzenin sahildeki restoranına,..





Kasım ayının soğuk yüzü,.. gri İstanbul semaları,.. bomboş masalar,. “Dışarıda oturup bir çay içebilir miyim?, “ diye soran bir kadın,.. Ve,.. “bu şehri İstanbul’da ne çok manyak var” diye iç geçiren bir garson !!,..
Ama patronunun “beyefendi tavırlarını !” şiar edinmiş adamların, sahtekarca tebessümüyle,”siz üşümesseniz tabiki” efendim yanıtı...














Ve şenlik başladı !!!!!!!!!..
Sahil ,sürekli bağrışıp, çığrışan onlarca hatta yüzlerce Martıyla doluydu,..Üstelik Karabataklarla Haliç’in sularında ip atlamaca oynuyorlardı !!..

30 Kasım 2008 Pazar















Sonbahar renkleri,nostalji,melankoli, yapraklar,kavaklar bir anda yok oldular zihnimden.
Bir zamanlar (Kabataş yıllarımda) dillerini çözmeme ramak kalmış !!, yeryüzünde beni en çok neşelendiren, enerjilerine hayran olduğum, zaman zaman çenelerinden bunalıp ağır kavgalar ettiğim Martı milletinin içinde buldum kendimi ve film koptu...
Neyi nasıl fotoğraflayacağımı şaşırmış bir halde ordan oraya attım kendimi ,..
Yetmedi,.. Yağan yağmura aldırmaksızın Haliç’in küçük kayıklarından birini kiraladım Martı milletine daha yakın olabileyim diye ,..




























Deniz insanlarıda az biraz kaçık oldukları için,..”O” yağmurda, Ayvansaray,Balat,Eyüp kıyılarında Martı kovalayıp fotoğraf çekmemi yadırgamadı kayıkçı Recep,.. Üstelik benim kaçırdığımı düşündüğü bazı enstantaneleri bana işaret edip gösterdi bile...














Yüreğim ,.. Martı milletinin Haliç şenliklerinde, kalsada,... Beynim “Bedene bu kadar eziyet yeter” dedi,.. Ve geçtim Perşembe pazarının arka sokaklarından ekmek arası balık satan balıkçı kahvelerine... Günü Karaköy’de balıklar,oltalar ve balıkçılarla tamamladım,..









Ve gün sonu karar verdim “Ben bir önceki hayatımda!!.. Ya,.. eceliyle ölene kadar oltaya yakalanmamayı başaran mutlu bir Balıktım... Ya da,.. Denizin tüm güzelliklerini ve heyecanlarını,. kayığıyla paylaşmış bir Balıkçı...

f.k.d /kasım 2008

27 Kasım 2008 Perşembe

Kolaj...

Şair,

Yüreğim ıslaktır benim
kuytularda ağlamaktan,
ve hafif uçuktur rengi
kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan,..

dizelerini , belli ki güneşli günlerde yazmış,..
Kasımın soğuk ve kasvetli günlerinde güneş her zaman bulunmuyorki,.. Nasıl kurutacağız yüreği ?..


Posted by Picasa