27 Kasım 2011 Pazar

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.


Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

o.v.k.



25 Kasım 2011 Cuma

Yine ... Yeniden ....

Ekim ayında Bodrum'dan ...




 Uzun bir süredir - yaklaşık 9 aydır- uzak kalmışım yazı ve fotoğraflardan ve tabii blogdan . Fiziki şartlarım yazı ve fotoğrafa el vermiyor bir türlü… Kıçüstü oturamayınca yazı zor yazılıyor ,... ayakta dikilinmeyince fotoğraf çekilemiyor,.. Fotoğrafı bir biçimde hallediyorum ,arkadaşların fotoğraflarına bakıyorum, eski fotoğraflarımı karıştırıyorum ,. Ama yazı yazmak için uygun zaman kollamak hiç bana göre değil, ben içimden gelen her yerde ve zamanda yazardım bir zamanlar,.. “Bir zamanlar maziye bak ne kadar şendik” … Türk sanat müziği dinleyemiyorum ya çok uzun bir süredir, düşündüm ve buldum nedenini , gerçekten içinde bir yerler acıyorsa bu müzik iyice kanatıyor yaraları ,hiç yoktan depresyona giriyorsun ,.. Gerek yok dinlemem… Nelerden vazgeçmedim ki…

Yok olmuyor!!.. kıç ağrısıyla yazmaya kalkınca ağıt yakarcasına çıkıyor kelimeler , hüznün içinde boğuluyor cümleler..
Oysa 9 aylık bilançoyu esprili bir dille yazıya dökmek üzere geçmiştim klavyenin başına ama eğrik büğrük yatar gibi oturarak bir mok yazılamıyor.. Sürekli iç sesimle konuşup beynimi kalem kağıt yapmaktan da yoruldum artık , sürekli sürrealist durumlardayım , realiteye geçmek istiyorum ama ne çare … Bilsem ki yakınlarda terki mekan etmeyeceğim !!. bir ayped alacağım daha rahat yazabilmek adına ama benim cücelere güven olmuyorki , bir bakıyorsun her şey şahane , bir bakıyorsun buluttan nem kapmış gene hislenip vazgeçmişler beni terk etmekten …

Neysseee ,… herşeye rağmen bu gece yazma isteğim ağrılara baskın çıkıyor durmak yok yazmaya devam ..

Ne yaptık 9 aydır ?... Ağrılar acılar bir tarafa ben bir tarafa !!!...

Kitap okundu , okunuyor , okunacak tabii ama ifrat’a kaçtığım da bir gerçek ,.. çılgın bir okuma , kendini unutma ve kaybetme adına okumalar yapıldı …
Okyanuslar aşıldı , Sallarla yola çıkılıp koca denizler tekrar keşfedildi , 1.dünya savaşından girildi 2.sinden çıkıldı , Fransa’ya yolculuğa çıkıldı Maria neden “ekmek yoksa pasta yesinler” demiş araştırıldı !! , Simone ve Sartre aşık mı? Yoksa vazgeçilmez dost muydular ? soruşturuldu ,.. Paris’ten İsfahan’a 16.yy kervanları hangi güzergahları takip ederlerdi ? 600 -700 develik kervanların iaşesi nasıl temin edilirdi ? .. gibi çoookk önemli detaylar öğrenildi , bilgi hazinemize katıldı !!..

En son “Deve sütünün vücutta toplanan sıvıyı atmakta çok faydalı olduğu” bilgisini beynime nakşederken !! ,… - Dedim “kızım sen iyi misin ? “

Yani biliyorum iyi değilsin ama yazmaktan kaçmak için , deve sütünün faydalarına kadar detaylara dalıp kafayı yemenin de alemi yok ,..

Kitap faslı özetle böyle ,. salondaki duvarı kaplayan kütüphanem dolduğu için koridora kütüphane yaptık dersem işin vehameti daha bir anlaşılır sanırım ..

Kitap okumaktan arta kalan zamanda kitap yazma projeleri geliştirildi ve bir tanesi de elan devam ediyor.
Herkes kanserini paraya tahvil ediyor bende edeyim bari diyerek yazmaya koyulduğum kanser kitabımda sona yaklaşınca kaytarmaya başladım , öyle ya sonu nasıl bitireceğimi bilmiyordum ki !!.. Birde bütün meşhurlar kanserle ilgili kitap yazdı piyasa artık kanser kitaplarına doydu satmıyor hiçbirisi diye tüyo alınca “Biyokimyacının kanserle yolculuğu “ ismini taktığım kitap projemi yaklaşık 50 sayfadan sonra terk ettim ve rahatladığımı farkettim . Kendimi disipline etmiştim bu kitabı yazmak için ama (para kazanmak uğruna !!) , bir taraftan da yaşadığım acıları tekrar tekrar yeniden hatırlamaktan hoşlanmıyordum , yazmama kararını verince ferahladım ve hemen uzun bir zamandır yapmak istediğim bir projeye giriştim .

3K 2N yeni Projemin şifresi !!
Kentler, Kasabalar , Köyler , .. Neydiler ? Ne oldular ?
Gölcük – Karamürsel –Değirmendere - Sarıyer –Çamlıca – Kadıköy – Gelibolu - Bartın – Amasra - Kızılay – Çankaya – Side – Beyşehir – İskenderun - Bodrum - Türkbükü ….
Her belde için , Antik dönem ve sonrasında - Bizans , Selçuklu ve Osmanlı’ya - ilişkin kısa ve varsa ilginç notlar ,. Cumhuriyet döneminde de özellikle 1950 lerden itibaren benim ve yakın çevremin tanıklıkları anılar ve fotoğraflar … Çok kapsamlı bir iş ama , yaklaşık 80-90 sayfa kadar 5-6 sene önce yazdığım yazılar , okuduğum seyahatnameler, coğrafyacı Strabon , Evliya Çelebi ve dostların katkısıyla !! 8-9 ayda işi kotarırım diye düşünüyorum .Bloğa dönüş yapmam biraz da bu projeye olan heyecanımdan kaynaklandı ,günlüğümü blogda tutmaya karar verdim .

Kitaplar dışında ne yaptın dersen bolca gezdim !!!.. Sanal gezilerimde , denize girdim , kaplıcalara gittim termal sulara girdim (kıça iyi bakacağız ya …) dağlarda kekik topladım oksijen depoladım .vs.vs..
Gerçek gezi ne yaptım ?,..
Ağustos sonunda , geçtiğimiz kış hayal ettiğim Assos “çiçekli bahçe “ ye gittim ama şansım hava açısından pek yaver gitmedi gönlümce sıcak denize giremedim ,.. o yüzden bugünlerde şans oyunlarına verdim kendimi !! iyi bir para yakalarsam Maldivlere yada Karayiplere gidip sıcak denizlere atacağım nazik mabadımı !! …
Ekimin ortasındaki 5 günlük Bodrum seyahatim ise ilk 3 günün sonunda fiyasko oldu , havalar çok soğudu benim acılar ve ağrılar galebe çaldı falan falan ,..

İşte koca 9 ay böyle geçti , Kitaplar , Düşünceler ve Düşler …………..
Kanserle yaşamayı öğrendim anlayacağın !!!!!!!!!!!!......


24 kasım /şehir /fkd

18 Şubat 2011 Cuma

SAKA KUŞUNUN AKLIMA GETİRDİKLERİ..

Saka Kuşu denemeni okuyunca - bu arada seyahat ve bu tarz yazılarını  çok keyifle okuyorum - benimde aklıma yaşadığım iki kuş hikayesi geldi..Paylaşayım dedim..

971 Haziranında  Ankara'da sıcak bir gece ,..  Eskişehir yolundaki Devlet mahallesi lojmanlarının giriş katında Üniversite 1.sınıf talabesi olan kız çocuğu finallere hazırlanıyor,.. dalmış , harıl harıl ders çalışıyor . Evde yalnız, babasıyla annesi komşularda , kardeşi her zamanki gibi sokakta..
Bir anda salonda bir gürültü patlıyor , kocaman bir kedi Fransız balkondan içeri atlıyor.. Kafesteki Kanarya'nın çığlıklarıyla , Kızın çığlıkları birbirine karışıyor ve Kız kendini odasına kapatıyor.  Niye ?.. Tavuklar dahil bütün hayvanlardan korkuyor, annesini çocukken ısıran köpeğin sayesinde !! ..
Bir süre sonra sakinleşip dışarıyı dinliyor ve seslerin kesilmesiyle de salona çıkıyor,.. bakıyor , kedi gitmiş ama kafes yerde ,neyseki  Babasının sevgili Kanaryası ölmemiş kafesin bir köşesinde büzüşmüş kalmış, hemen kafesi düzeltiyor ortalığı toparlayıp, sıcak mıcak dinlemeden bütün kapıları pencereleri kapatıp yatıyor ve uyuyor..
Sabah kalkınca - muhtemelen bir Pazar günü sabahı herkes evde zira - bakıyor ki babası ve kardeşi pek üzgün , - annesi !?.-
Ne oldu ?.. diye sorunca, kuşlarını kafeste ölü bulduklarını söylüyorlar ,  O ' da akşam olanları anlatıyor ,.. Babası acı acı bakıp  -eh be Kızım,.  bir kediyi kovamadın mı , demekki ödü patlamış hayvancağızın - diyor..
Bir daha hiç kuşları olmuyor, havadakiler dışında !!..
Ama Kız ahdediyor hayvanlarla dostluk geliştirmeye , yıllar süren çabaları sonucunda , şimdilerde komşuların Kedileri kapı açtırıp evin zilini çalmak üzere onun işten gelişini bekliyorlar ,..Sokak köpekleri taksiden inince yanına gelip hoşgeldin selamı veriyorlar, ..Kumrular penceresinde doğurup yavrularını büyütüyorlar ,. Martılarla uzun yıllara dayanan dostluğu artık bir başka boyuta taşınmaya hazırlanıyor !!..

Bu öykü ise 977 ' nin Soğuk bir Ankara akşamında geçiyor..
Kız çocuğu büyümüş ,. evlenmiş,.  kocasının bir akrabalarına özel bir yemek için davet edilmişler.
Gidilmiş ,sohbet edilmiş, yemek odasına  sofraya  davet edilmişler , kalabalık bir akşammış uzun bir sofra kurulmuş ve sofranın orta yerindeki koca bir tepside ise küçük küçük 20-30 tane kızarmış tavuk benzeri hayvanlar varmış..
Evsahibesi hadi hadi oturun soğutmayın devamını getiriyorum deyip herkesi masaya oturtmuş , Kız ise şaşkın şaşkın bakınıp , bunların ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş , tam o sırada  misafirlerden birinin  "bu  Güvercin ziyafetini yeni Geline borçluyuz ne zamandır yemiyorduk" demesiyle olayın farkına varıp ,.. kendini önce yemek odasından sonra da evden dışarı atmış.
Anadoluda Kuş yemekleri yapıldığını üstelik hatırlı misafirlere sunulduğunu o gece öğrenen İstanbullu Kız !!. O gece den sonra yıllar boyu hiç bir yerde kendi pişirdiği tavuk dışında tavuk yemediği gibi ,..  hâlâ  gitiği restoranlarda Denizden çıkanlar  ya da Köfte dışında bir şey yememeye çalışmaktadır süprizlerle karşılaşmasın diye..

18/şubat/2011 şehir

f.k.d.

30 Ocak 2011 Pazar

Yol Notları ,…

2008 in Ekim ayında Toscana vadisinin kıvrımlı dağ yollarını ve vadinin güzelliklerini beynimize ve fotoğraf makinalarımıza kaydetmiş,.gece de Sienna’da konaklamıştık.. Ertesi gün Sienna’nın büyüleyici sokaklarında gezerken karşıma çıkan keyifli kırtasiyeci dükkanındaki güzel defterlerden birkaçını arkadaşlar için almış,.birini de sürekli çantamda taşımak üzere kendime ayırmıştım…

Bu notların temeli O deftere dayanıyor . Ağırlığını “yol ve kanser notlarının” oluşturduğu bu yazıları ve cep telefonumdaki yazıları bir başlık altında toparlayıp bloğa aktarayım, en azından son 3 yılki notlarım blog yazılarıyla beraber topluca bir yerde kayda geçmiş olur,. değişen ruh hallerini , olayların insan düşüncesindeki etkilerini birebir görmüş olurum diye düşündüm …

Projeyi sınırlı tutup eski defterleri karıştırmazsam daha çabuk yol alırım , diğer defterdekiler için de hevese gelirim diye düşünerek başladım yazmaya ,bir an önce !! realize edebilme dileğiyle , ..


PS ; Yazıları hiç değişiklik yapmadan aktaracağım,.. deneyselliği korumak adına ...



Ekim / 2008 İtalya tatilinde Toscana vadisinde yol alıp Siena’ya gittik çok güzel defterler vardı,.. biride sensin !!



Trafikte ….
26 Ekim 2008

Dün gece (doğum günümdü ya ) 3 meyhane,..bol rakı ve tiradla ,olaysız son buldu!!.. Arıza çıkarmadım !.. Şimdi kızlar toplantısına Kalamış’a gidiyorum, bardaktan değil sürahiden boşanırcasına yağmur yağıyor,.trafik felç, taksideyim canım sıkıldı bunları karalayıp zırvalama hakkımı kullanıyorum.



Laboratuvar …
17 Aralık 2008      11.45

İlhan,Gönül’ün kocası Yalçın’la geldi ve eski Bodrum muhabbetine daldık.Anılar anıları getirdi,tazelendi ,.. Kıbrıs harekatında Bodrum’da yaşanan “muhtemel bir hava harekatı beklenmektedir” öyküsünü anlattım,. Duymamışlar..Çok enteresan geldi “ne güzel bir film olur dedi”,. Yalçın.
Gerçekten hiç düşünmemiştim sağlam bir senaryoyla enfes bir film olur,.. Düşüneyim bakayım !..

* İtalyan Riveria’sı çekim için çok uygun olur
* Yerel değil uluslar arası düşünmek gerekir,

* İtalyan yönetmenin ?.. (filmin adını unuttum) Ada da geçen 2.dünya savaşı filmine kaymamak lazım…

* Harp sahneleri,geminin batışı mutlaka senaryoda yer almalı.

* Geriye dönüşlerle yapılacak bir film (Bugünkü hareketli Bodrum’la/1970 lerin sakin az binalı mekanı ) hoş olabilir.

* Eski bir aşk hikayesi
   Bankacı …
   Pansiyoncu …..

* Nedense Savaş filmi olmak zorundaymış gibi düşünüyorum, çıkış noktası “ muhtemel bir hava harekatı “olunca.

* Bir Fransız ya da İngiliz’in gözünden de olabilir aslında..

* O gece yaşadıklarını yıllarca atamamış kabus gören bir adamla/kadınla Paris’te başlayabilirsin filme..

Veya ileri yaşta savaş muhabiri bir adam Irak’ta otel odasında uykusundan fırlayabilir,..Zamansız bir film olmalı, nerede / ne zaman ?. fırlayacağı önemli değil,. Önemli olan olayın kurgusu..

* Küçücük,sakin bir sahil kasabasına tatile gitmiş bir Arkeolog Fransız kadın kaldığı yerde bir aşk yaşayabilir..

* İngiliz gazeteci kadın ve kocası olabilir.



Laboratuvar
5 Ocak 2009 Pazartesi

Sabah 08.30 Yakı otu çayı yaptım içiyorum bir yandan da bilgisayar başında onay veriyorum ilk yudumu aldım, tat ve koku duygularım beni 4-5 yaşlarıma Gölcük’deki anneannemin kuzineli mutfağına , soğuk bir kış gününe götürdü… Kayda geçeyim dedim..Kokuyu bilirdim ama tad alma duyusunun bu kadar hızlı çalışabileceği sürpriz oldu.



Laboratuvar
9 Ocak 2009 Cuma     14.00

İş az olunca mı kendimi dinliyorum?.. kendimi dinlediğim için mi canım iş yapmak istemiyor?..
Melankolik bir ruh halim var bugünlerde,çok baskıcı olaylar yaşıyoruz yüreğim kaldırmıyor sanırım …Gazze .. Hukuk vb. Bazı şeyler yetmiyor artık ..
Velhasıl kelam “bir garip ruh durumu” nasıl çıkılır aydınlığa ?..



Katerina restoran (Karaköy)
27 Ocak 2009 Pazartesi        17.00


Aslı’nın sergisine giderken Mustafa’yı bekliyorum. Nerede ?..Karaköy “Katerina” restoranda..Biram önümde ,. Martılar havada ,. Karabataklar denizde,. güneşli bir gün,. Motorlar, Hayriye hanım!!.. Köprü balıkçılarla dolu.. Koşuşturan insanlar bir tarafta.. Karşıda Süleymaniye … Gelde yazma.. Gelde biralama..



Trafikte
25 Şubat 2009        08.10


Ne doğan güne hükmüm geçer
Ne halden anlayan bulunur
Ah aklımdan ölümüm geçer
Sonra bu kuş,bu bahçe,bu nur
Ve gönül tanrısına der ki
Pervam yok verdiğin elemden
Her minnet kabulüm yeter ki
Gün eksilmesin penceremden

Cahit Sıtkı Tarancı

Arabada Milas evlerini okuyorum karşıma bu şiir çıktı ,..seneler öncesinden …



Sokakta
29 Mart 2009  Ataşehir

Seçim sırasında oy kullanmayı bekliyorum !!.. Sıkıntı..



Sokakta  (Tünel)
11 Nisan 2009 Cumartesi    


Öğlen hastaneden çıkıldı Üsküdar’a gidildi,Karaköy’e giden motora binildi..Motorda bolca fotoğraf çekildi , Şirket-i Hayriye,. Dolmabahçe sarayı ile Dolmabahçe camisine ve Galata kulesine ağırlık verildi..
Karaköy’deki balıkçılar çarşısının arkasındaki nalburların sokağında iç geçirildi,.. rengarenk boyalar ,zincirler daracık evler ve sokak ,.. ama fotoğraf makinesı çıkarılıp çekmeye cesaret edilemedi.. Neden ?.. Mahcubiyet..
Neyssee.. Tünel’e binildi Galatasaray’a kadar aval aval bakınarak yüründü ve Garaj İstanbul’daki”Osmanlı’dan günümüze Bira” sergisine girildi.. Fazla hayal kırıklığına uğranmadı çünki beklenti çok düşük tutulmuştu !..
Tahminler doğru çıktı benim elimdeki fotoğraflardan biraz daha fazla foto.,birkaç zarf ve şişe vs. ve Sunay Akın söyleşisi vardı..Yaklaşık 30-40 kişilik bir dinleyici topluluğu…
Bizim entelektüellerimize içim acıyor ,. Bu kadar küçük bir topluluk bile onları kitlelere sesleniyor “muş” gibi hissettiriyor,.. ve susmak bilmiyorlar.
Sergiyi gezip, iki Bira içip, anneannemin ve dedemin fotoğraflarını hediye olarak bırakıp sergiden çıktım.Tünelden Bankalar caddesine inen ara sokakta spagetti molası verdim oturuyorum.Devamında nereye giderim ?...




Hastane Odası (Başkent)
16 Nisan 2009 Perşembe        21.30


Dün gece polypektomi olmak üzere yattım bugün öğlen Kolon Ca olduğumu duyarak ayıldım Garip bir duygu ,..Hayatta her şeye hemen alışıyorsun ; Sağ elinde intraketle yazı yazmaya !!,Ca olduğunu öğrenip ona göre planlama yapmaya..(hayatını planlamaya başlıyorsun derhal,.. ama gene hiç ölmeyecekmişsin !! gibi).
Elim acıyor sol elle yazmayı da öğrenemem artık !!..




Hastane Odası (Başkent)
18 Nisan 2009 Cuma        04.30


Hala hastanedeyim,. hayallerim Buzlu camın kırılışı gibi kırılıyor.. Önce cam ^^^ ^^^^ zig zaglarla kaplanıyor sonra parça parça dökülüyor.
4 ayın içinde iki ayrı Ca ya yakalanma başarısını gösteren benden başka birisi daha
var mıdır ?..
Bu olay nedir ?.. Niye ?.. Niçin ?..
Sabahın beşinde bu sorulara yanıt aramak çok manalı değil biliyorum ama,. kimbilir belki küçücük de olsa zerrecik yakalarım diye zevzeklik ediyorum. En azından ,bu yıla çoşkusuz ve nedensiz iç sıkıntısıyla başlama gerekçemin karşılığını gördüm..Sosyal olaylara bağladığım ama çok da tatmin olmadığım iç durgunluğum, gerçekte içimde gelişen yeni hücre topluluklarına olan can sıkkınlığıymış demekki..
Çok uzun süreli yazamıyorum elimin üstündeki intraket acımaya başlıyor,.dura dura yazmak gerekiyor.. Çok gel git duygularla savaşıyorum,. Savaş istemiyorum dinginlik istiyorum ama iç seslerimi susturmam mümkün değil ki….

05.00

Bütün hastane uyuyor,yaşam uyuyor..
Ben,. karşımda rol kesen insanları düşünüyorum şimdi de.. İnsanlar neden açıklıkla davranamıyor bu durumlarda ?.. Bir tutukluk, bir başkalık geliştiriyor herkes,. Oysa ben gözlerinden anlıyorum tek tek neler geçiyor kafalarından,bana aslında nasıl bakıyorlar !!.
Elim acıyor,.. Ruhum acıyor,.. henüz kendime acıma noktasına gelmedim İyi bir şey herhalde Ne dersin?..
Bir yandan elim acıyor diğer yanda yazma isteği,..Toscana vadisine Siena’ya gittim şimdi de, seni aldığım güne , günlere …
Canım çok yanıyor..



Ev (şehir)
20 Nisan Pazartesi         22.30


Evdeki yataktayım, Bilgisayara yazmak gelmedi içimden , kağıt kalem tutmak istedim . Sonrada yukardaki satırları okudum ve düşündüm/düşünüyorum(zaten hep düşünüyorum).
Siena’da bu defteri ve diğerlerini alırken ne kadar başka bir yerindeydim hayatın.. Defter küçüktü, taşıması kolaydı , canım iki satır yazmak istediğinde çantamda elimin altında olurdu.Şimdiyse hastane yataklarını paylaşıyor benimle.
Geriye dönüp sayfaları karıştırınca , Tarancı’nın, melodisini sevdiğim ama felsefesine katılmadığım, şiirini okudum yeniden , 2 ay önce farkındaymışım ama fark edememişim !!..




Trafikte
22 Nisan 2009           07.35



2008 – 2009 Başkent
2007 – 2008 Başkent
2006 – 2007 Ankara – Başkent
2005 – 2006 Güllük - Ankara
2004 – 2005 Ataşehir – Güllük
2003 -2002 – 2001 – 2000 – 1999 –Ataşehir
1998_97 – 96 – 95 - 94 – 93 – 92 – 91 – 90 – 89 – 88 – 87 – 86 – 85
Gayrettepe – Kabataş – Teşvikiye (Probar – Ceren – Tam Tıp – Nükleer Tıp )
1984 – 83 – 82 – 81 – 80 Ankara – Hacettepe
1979 – 78 – 77 - 76 – 75 Ankara - Numune
1974 – 73 – 72 – 71 -70 Ankara - Fen Fakültesi
1970 – 69 – 68 - 67 – 66 – 65 -64 Çamlıca
1964 – 63 – 62 – 61 – 60 - 59 Sarıyer - Şişli – Fatih – Gölcük
1958 – 57 – 56 – 55 – 54 – 53 Sarıyer – Bartın – Gölcük


The End !!!!!!!!!.......

B.button’un hikayesi gibi oldu..



Sabiha Gökçen Havaalanı
27 Nisan Pazartesi


Ankara’ya gidiyorum Doktorumla tanışmaya..Yeni bir oyuncak aldım sana ihanet edeceğim herhalde..Uçak hariç her yerde kullanabiliyorum , . üstelik klavyesi ve kalemi de var .. Ama senin yerini tutmaz ,.. Dayanamam biliyorum , kağıt kokusuna yazmanın keyfine..
İyi şanslar dile bana…




Esenboğa Havaalanı
27 Nisan Pazartesi (cep yazısı)


Bu hastalıkların bana düşündürdüğü ilginç noktalardan notlar almaya karar verdim :
İşte ilk ders ; Beyin kontrolunu en fazla sağlamakla övündüğüm iki organım bana maraza çıkardı,isyan etti,ihanet etti vb. her şeyi söyleyebilirim..
Mesanem ve Barsaklarım kontrol dışına çıkma eylemi başlattılar..Kalbime,. Mideme ,. Beynime ,. Ciğerlerime zaman zaman söz geçiremediğim olmuştur,.. ama bu ikisi hep söz dinlemişti , ne oldu da isyan kararı aldılar ? … Aşırı kontrollu annelerin isyankar çocukları gibiler !!.. Anne ne yapacağını şaşırır,.. Ahh..ahhh bu günleride mi görecektim diye söylenir durur,. Bende o anneler gibiyim bu günlerde. Nasıl olduda kontrolu kaybettim diye dolanıp yanıt bulmaya çalışıyorum…




Hastane odası (Hacettepe)
4 Mayıs 2009 (cep yazısı)


Odadayım .. sabah 8.00 de yola çıktık ,. Mıstık ,Filiz Ben ve Önder . Öğlen Canan’lara uğradık Canan’ı da aldık ve geldik Hacettepeye ,.73 no.lu servisin 22 no.lu odası…
Klasik hastane odası,.
Ben gene 3. şahıs modumdayım, yukardan bakıyor ve takip ediyorum olayları; ameliyat , kanser vb. şeyler , Feyza isimli kadına ait !!.. Ama O ben değilim…
Gece saat 12.00 oldu kıçıma giren borunun haddi hesabı yok . İntraketim ve serumum takıldı, elim biraz zorlanıyor ama, klavye kalemden daha rahat ..
Agelos’tan şans dileyen mesaj geldi , Ne çatlak kadınım !!. anlamaması mümkün müydü ı’m going to go .. diye başlayan yazının ameliyatla sonuçlanacağını … Peki niye hiç tanımadığım üstelik milliyetçi kavga mesajları yazıştığım adama kanser iması .. Evet İstanbul fotoğrafı yayınlaması çok etkileyiciydi ama ,. Genede bazen kendimi anlamakta zorluk çekiyorum.. Tıpkı şimdiki gibi.. gece yarısı olmuş,.. sabah ameliyat ,.. Ohhoo ,.. Hanım !! nelerle oyalanıyor.. 3.şahıs modu..





Hastane odası (Hacettepe)
10 Mayıs 2009         14.00     (cep yazısı)


“Bugün beni ilk kez güneşe çıkardılar” demiş ya Nazım.. Bende şu anda öyle hissediyorum.. Benden de diren çıktı 7.günde , içimi oyan acı azaldı ,kanserimi unuttum düşün.. Birde anneler günü hediyesi “bok”!! hediyemi realize edebilirsem deymeyin keyfime ..


10/Mayıs/2009          19.30


Bulutlar yaraları sararsa eğer ,.. Daha çabuk mu iyileşir ?..
Attım kendimi bulutların kollarına,
Dedim – Sar yaralarımı ,.. Dindir acılarımı
Dedi – Bilirsin ben seyyahım ya birlikte çıkarız yolculuğa,.. ya da yağmur olur bırakırım seni toprağa,..
Dedim – Yolculuklar bana yabancı değildir ama sen bilmediğim diyarlara gidersin, .Ben yiterim oralarda.
Dedi – Endişelenme,. Seni , yeni bir Hayat yolculuğuna çıkaracağım…
Dinledim sözünü,.. Bıraktım kendimi yeni yolculuklara…



Deniz otobüsü (Marmara Denizi)
16/Ağustos /2009 Pazar          15.30


Dört ay önce yazdıklarımı okudum,.
Deniz otobüsünde Yalova’dan İstanbul’a gelirken yol notlarına birde gemi eklensin dedim..Hemde Ca olduğumu öğreneli 4 ay olmuş birlikte yaşam nasıl geçti kısaca anlatayım istedim.
Ameliyat /kemoterapi /radyoterapi derken günler ve aylar geçiyor,garip bir dibe vurma haliyle hayat devam ediyor.. Ne ?..Nasıl ?.. Niçin ?... sorularına yanıt aramazsan, ..
İçtenlikle !! aramazsan…Yalnızca günü,. Hatta,..Anı yaşarsan,. Dingin ,durgun, slowmotion bir hayat yaşar , çevreyide biraz olsun dizginlersen fenada olmuyor! ,..
Planları hep kısa vade yapıyorsun, 1-2 gün , en fazla birkaç hafta.. Yeni bir yaşam biçimini becermeye çalışıyorsun , sorgulama yok !! sinirlenme yok !,. Hayal kurmak yok !. (pek beceremiyorum ama ..yavaş,yavaş )..
Neyse Lodos havada Deniz otobüsünde bu kadar felsefe yeter..




Trafikte
14/Ekim/2009 Çarşamba         09.30


Trafikte Altunizade yolundayım, yeniden çalışmaya başladım ama çok yoğun değil.
Bir yıl önce bugünlerde çok heyecanla ve keyifle İtalya hazırlığı mı yapıyordum ?,yoksa İtalya’da mıydım ?.. Karıştırdım..
Ahhh.. evet ,evet dönmüştüm,. İtalya maceralarımı anlatıyor,. Resimleri Bilgisayara geçiriyor ve oynuyordum..
Şimdi hiç oyuncağım kalmadı !!..
Yazamıyorum,.. yazmak istemiyorum,.. yazmak içimden gelmiyor,..
Fotoğraf çekemiyorum, hem fiziken ,hemde ruhen,.. zorlama fotoğraf oluyor..
Yaptığım en iyi şey Gemicilik,Yelken ve Seyyah kitapları okumak. Kendimle yüzleşmek istemediğim zaman Yazmam..Yazmak istemem,. Bu dönemde öyle bir dönem,.
Yüzleşerek gerçekleri ortaya dökmenin, sonrada iki elin böğründe ne yapacağını bilmeden ortada kalmanın manası yok.. Realist davranmak gerekiyor,.. Zaman Romantizm zamanı değil..Yeterince acıyor içimde bir yerler ,. Birde ben acıtmayayım ,.. Varsın Kalem ve Senden uzak kalayım..
Yol açıldı,.yakınlarda belki gene görüşürüz..
Haftaya Kemo var,.. sonrası meçhul ?..
Hoşcakal..



Ev(şehir)
27/Ekim/2009    (cep yazısı)

Leoparın kuyruğundan tutma,
Tutarsan da bırakma…



Patalya Otel (Gölbaşı – Ankara)
7/Kasım/2009 Cumartesi          07.30

Patalya’da Laboratuvar uzmanları toplantısındayım. 7 kadın ve 1 adam,.. Hırs kavramını en iyi anlatan şey bu tip toplantılardır.. Uzun zamandır katılmadığım için unutmuşum insanların bu yüzünü .. Car car kadınlar ,.yüze gülüp kuyu kazanlar..Amannnnnnn..



Trafikte
10/Kasım/2009 Salı           08.35


Yol notlarına bir sayfa daha ekleyeyim,gene trafikteyim hastaneye gidiyorum,çalışmaya başladım yeniden,.. Kemolar bitti.. Belki ömür boyu,.. Belki birkaç aylığına ,.. bilinmez ki..
O zaman ne yapacağız ?.. Düşünmeyeceğiz ..ânı yaşayacağız.. başarabilirsek !!..
Çalışmak iyi geliyor,iç düşünceleri engellliyor,işlerin yoğunluğundan akşamda yorgun düşüyorum , yemek , biraz internet sonra gemicilik kitaplarım ve uyku, hayatımın bugünlerdeki rutini böyle..
Yersen diyor !!.. öteki Feyza.. bende yiyorum !!..
Kağıt kalem ve yazma açlığımı senle gidermeye çalışıyorum,. nasıl olsa biliyorum küçücüksün,. Uzun edemiyeceğim !! yüzleşmelere yer ve zaman kalmayacak tıpkı şimdiki gibi !! ..



Gayrettepe (Metropolitan F.N.)
18/Kasım /2009 Çarşamba         14.30


Dr.Gökhan’ı bekliyorum Metropolitandayım,.. Ömrüm Gökhan’ı beklerken nihayet
bulacak !!. Keyfim kaçık CT de rekürren TM ihtimali çıktı. Kendime yuhhh çekiyorum bu kadar radyasyona hala TM geliştirdiysem diye.Gene kıçımdan hortumlar gene damarlarım patlayacak vs. vs. offf…. Sıkıldım artık.. Abdominal aorttan küccük bir patlak çok iyi olur diye düşünmeye başladım..Pat,. pat.. gidersin temiz pak… Ya da !!!…




Trafikte
02/Aralık/2009    (cep yazısı)


Bir Orkestra şefinin başına gelenler…
Her şey mükemmeldi ,.. konserin üçte ikisini geçmiştim , ne olduysa son çeyrekte oldu ve tüm hayatım hayallerimle beraber yerle yeksan oldu..
Değnek Düştü !!...
O güne kadar mükemmele yakın bir biçimde idare ettiğim orkestra elemanları birer birer kontrolumden çıkmaya başladılar.. Önce sopayı alıp tekrar devam etmeyi düşündüm ,..
Ama,.. Hayır.. Kontrolu kaybetmiştim…



Ev (şehir)
21/Aralık/2009      (cep yazısı)


Bu gece Hastane günlerine gittim,.. Ve farkettim ki hayata asılmışım ,.. hemde fena halde..kopmak ayrılmak istememişim hayattan ve sevdiklerimden. Sonraki günlerde de devam etmiş o bağlılık hissi.. Şimdi !!!.. Eski tas eski hamam.. Bir ukalalık, bir kendini beğenmişlik,.. hayata tepeden bakma alışkanlığı..
Bii.. Çaktım … kodum muu.. oturturum Feyza kendine gel dedim..



Ev(şehir)
9/Nisan/2010    (cep yazısı)


Sarı menekşelerden bahseder dostlar,. Boynu bükük Sardunyalara şaşkın der , kalplerini kırarlar.. Bilmezler mi ki ne yapacağını şaşırmıştır garip , hayatta kalma savaşı veriyordur.. bir kurtaran olsa da Kış bahçesine alsa diye bakınıyordur…



Sabiha Gökçen Havaalanı
28 /Nisan/2010 Perşembe        19.00


Tam bir yılönce de Ankara’ya gidiyormuşum, belirsizliklerle dolu bir geleceğe doğru.
Bir yıl sonra değişen ne var ?.. Haksızlık yapmayayım, hastalık cephesinde epey yol aldım,. Kemo,Radyo,Ameliyat , kontroller vb. şimdilik her şey yolunda..Ama bugün hastanede yaşadığım sinir bozucu tavır bütün kontaklarımı attırdı.. Şu anda kendimi boşlukta ve güvensiz bir duygu ortamında hissediyorum… Neden bu kadar ürkek ve boşluktayım bilmiyorum.. Aslında daha düne kadar bu işi bırakayım artık diyordum..Şimdi bırakma eylemiyle yüzyüze gelince garip bir korku sardı her yanımı ,. Sanki sokakta kalmışım gibi, oysa parasal olarak çokta getirisi yok bu işin.. Neden peki bu mutsuz umutsuz hal ?.. Yarın sabah Doktorumu görüp her şey yolunda vs. muhabbeti yapıp İstanbul’a döneceğim.. Yeni bir yol haritası çizmem gerekiyor,.. Nerde ?. Nasıl ?.. yaşayacağım..Ne yapacağım ?.. Günler nasıl geçecek ?..
Ne kadar çok “N” ile başlayan kelimeye yanıt bulacağım !!..
Derin bir nefes alıp yeni bir yaşama,. yeni günlere hazırlanmalı mıyım ?..
Yoksa suyu akışına bırakıp , kendimi koyvermeli miyim ?..
Koyverebilir miyim !!..




Otel Odası (Ürdün – Amman)
16/Mayıs/2010 Pazar         23.10


Amman da bir otel odasında bir başka yolculuk hikayesi !!. Ne işin var diyeceksin allahın Ürdün’nünde,. vallahi haklısın.. Petra vadisi güzel ama iyi bir organizasyonla gelirsen ,.yoksa ızdırap. Petra dışında bir şey de yok Ürdün’de,.. alabildiğince uzanan bozkır ve kıraç topraklar.



Uçakta (Amman – İstanbul)
19/Mayıs /2010 Çarşamba        19.00


Uçakta yazıp yazmadığımı hatırlamıyorum ama yolculuk hikayelerine uçakta eklensin eğer yazmadıysam..5 günlük Ürdün Lübnan turunu hızla,yoğun bir tempoda tamamladık ve İstanbul’a dönüyoruz. Amman’da bir mok yok ,. ama Beyrut her köşesiyle etkileyici ve vahşi bir şehir.. Vahşiliği -hani çok itilip kakılan çocuklar vardır bir süre sonra korkusuz ve umarsız olurlar- O çocuklar gibi vahşi,.. Ve gene O çocuklar gibi de naif yönleriyle etkileyici bir şehir..
Vahşi çünkü son derece lüks ve şaşaalı apartmanların yanısıra savaşta yanıp kurşunlanmış bombalanmış bir başka bina var,.birlikte paylaşıyorlar aynı sokağı,. Yan yana..
Her yerde eski araba hurdalıkları,.. diğer tarafta da çok iyi bakılmış, 40 lı - 50 lili yılların üstü açık antika chevroletleri…
Kum torbalarından barikatlar,.. koruganlar,. aralarında sabah koşusu yapan adamlar ve kadınlar..
8-10 katlı apartmanlar dikmek uğruna dağlardaki cânım fıstık ağacı çamı ormanlarını kesmişler,.. lakin, evlerin balkonları çiçekler ve minik çam ağaçlarıyla rengarenk ,yemyeşil…
En büyük denizcilerin torunları ,.. en güzel deniz Akdeniz’in kıyısındalar,.. ama öylesine hoyrat kullanmışlar ki Akdeniz’i,. Atalarının sularıyla!! hiç barışık ve iç içe gelmediler bana ..
Aslında yalnızca Beyrut değil, genel olarak Lübnan ilginç ve çelişkilerle dolu bir ülke..
Örneğin,. Bekaa vadisini de anlatmak isterim ama bir başka deftere – kusura bakma yolculuk yazılarını barındırıyorsun bitmeni istemiyorum !!-.Bekaa uzun bir konu !!.



Katarina restoran (Karaköy)
29/Mayıs/2010     (cep yazısı)


İki yıl önce sokaklarını arşınladığım,.. bir yıl önce ise hayalini bile kurmadığım mekanlarımı ziyarete geldim, tarihi yelkenlileri fotoğraflamak bahanesiyle .. Çok şükür tanrım değişen bir şey yok !!.. mekanlarımda da ,.. bende de !!..



Ev (şehir)
13/Eylül /2010 Pazartesi        22.30    (cep yazısı)


Hiçbir şey yazmadan ikinci ameliyata gitmeye gönlüm elvermedi,.. Gene bir tümör, gene kanserli.. bu sefer Karaciğerimin bir parçası terki mekan edecek,. muhtemelen safra kesem de.. Ben gene tiyatro seyreder gibi seyrediyorum.. Brecht’in epik tiyatro oyunlarındaki gibi , zaman zaman katılımcı olarak.. Fazla bir şey yazmak, istiyorumda .. istemiyorumda.. Yazı bazen zırhları indiriyor ,. Ama iyi mi oluyor ?.. bilmiyorum.. doğrusunu istersen hiçbir şey bilmiyorum şarkıdaki gibi

“ kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına,.. Eyy ufuklar diyorum Yolculuk var yarına “!!..



Sabiha Gökçen Havaalanı
6/Aralık/2010     (cep yazısı)


Hacettepe seferlerimden birine daha başlamak üzere havaalanındayım… Bu seferki gerekçem vajinal !!.. eksik bir delik kalmama kuralı !!..
Torpil istemiyorum .. hakkaniyet istiyorum artık .. yaşamdan



Uçakta (Kayseri – İstanbul)
22/Ocak/2011 Cumartesi         22.15


Yolculuk hikayelerim bitmesin hiç…
Kanserim bile yolculuk hikayeleri yazmama ve yaşamama neden oluyor..En son sevgili deftercim 2010 yılı Mayısta yazmışım sana ,..uçakta ,. Gene bir uçak yolculuğu bu sefer rota Kayseri – İstanbul… Ne alaka dersen,.. köprülerin altından çok sular aktı , benim kanser gene tekin durmadı karaciğeri mekan eyledi , Eylül’de ameliyatlar vs. şimdi de Bioenerjide çare arıyorum . Kazakistan-Rus karışımı bir teyze bana holistik evrenden enerji yolluyor, göreceğiz bakalım kabul edip işe yarar hale getirebilecekmiyim o enerji akışını…Kayseri’de yaşıyor,. Bizde sabah Uçağıyla Aslı’yla beraber geldik enerjileri aldık şimdi dönüyoruz.
Ankara – Hacettepe uçuşlarıma şimdi de Kayseri eklendi. Eee.. fena sayılmaz ,hiç olmazsa hastalık mastalık ayağına uçuyorum,.. Uçak bana gerçek yolculuk hissini tattıran bir ulaşım aracı nedense arabayla daha uzağa hatta tatile bile gitsem öyle hissedemiyorum..
Ama artık diyorum ki Kanser amca !! beni tacizden vazgeçse,. Peşimi bıraksa da bende gerçek seyahatlerime başlayabilsem ..
Önce yakınlar,.. Paris – Roma –Barcelona – Endülüs den biri olabilir..
Sonra orta yakınlar,.. St.Petesburg – Mısır – Fas gibi ..
Sonra uzaklar… Peru – Butan – Sibirya gibi…
Ne hoş değil mi ?.. Düşüncesi bile güzel ,.. birde gerçekleştirdiğimi düşün !! Ne malzeme çıkarırım… Fotoğraf, yazı vb…
Zaten karar verdim tacizci amcadan kurtulursam..Aaaa bak bu deyimi sevdim..tacizci Çoşkun gibi bende benimkine bir isim mi versem acaba ?..mesela tacizci Kazım..Kayhan.. Kenan vs. bakalım bir düşüneyim..
Neyse karar verdim çalışmayı bırakıp yazı ve fotoğraf  işlerine yoğunlaşacağım …...

24 Ocak 2011 Pazartesi

Antrakt

Posted by Picasa



Nerede kalmıştık ?... sorusunun yanıtını uzun uzadıya vermeye kalkarsam iş uzayacak , iyisimi kronolojik bir sıralama yapıp güne geleyim…


Mayıs ayında yaptığım, Lübnan-Beyrut ve Ürdün-Ammannn seyahatleriyle belli ki cesaretim artmış ,..Haziran’da yalnız gezilere çıkıp,. kısa bir eski mekanlar turu yapmış ... Sonrasında hafta sonları ve 3-4 günlük kısa tatilleriyle yoğun yaşanan Temmuz ve Ağustos aylarını geçirmiş,..Büyük tatili Eylül’de planladığım için iznimin yarıdan fazlasını “Mavi yolculuk-Eylül” tatiline saklamıştım…

Hafta sonu tatillerinden birini ,..arkadaşların evinde Sapanca’nın yeşillikleri arasında mangal partisiyle ,..Bir diğerini ,. Yalova’da Yasemin kokularıyla gün batımını seyrederek,.. Bir başkasını,. Eskihisar’ın sakin koyundaki denizci bir otelde nostalji yaparak ..geçirmiş .. Marmara kıyılarından ufak ufak Güneye inmiş ,..



Posted by Picasa




Karaburun yarımadasında bol balıklı ,.. Temmuz ayında’da hala sakin koylar ve keyifli denizler var buraya yerleşilir ,.yaşanır dedirten,. İzmir’in yanıbaşındaki keyifli beldelerde sea-sun-fish !! tatili yapmış,..
Posted by Picasa


Assos’la Küçükkuyu arasındaki sahilleri,.. Kaz dağlarının bol oksijenli köylerini ikişer kez ziyaret edip, arada Gökçeada’ ya kısa bir nostaljik seyahat yapmış ,. Kabatepe’nin bembeyaz kumlarında Çanakkale Boğazının dalgalarıyla oynaşarak,. Ağustos’un sonunu getirmiştim …

Sonrası………….

Sonrasında kabusun ikinci perdesi başladı ,.. Birinci oyun yeni bitmişti , biraz olsun soluklanmış, nefes almıştım ama ,..   REJİSÖR !!..  2-3 aylık arayı yeterli bulmuş olmalı ki yeni bir oyunla perdeyi açtırdı..


İkinci oyun !!.. birinciden daha zorluydu ,. Daha uzundu ve daha soluk kesiciydi … Brecht ‘vari !!.. bir sahneye konuşu vardı ,..
Çok zorlandım,.. ama Rolümün altından hakkıyla kalktım
“Galilei “ gibi ,..  önce korktum .. sonra yaşama teslim oldum… ve ölüme direndim ..

Şimdi moladayım,.. Rejisörüm 3.oyunu ne zaman sahneye koyacak ?..
Ya da 3.oyun olacak mı ?..

Cevabsız sorular !!,.. bilmeyi isterdim tabiiki ama …
Yanıt aramayı bırakalım,.. gelelim molada ki etkinlikler listesine ?...


Çılgınca Kitap okudum , okuyorum..

Gezi kitapları ; Deniz adamlarının, ve kadınlarının, yelkenlileriyle, Okyanusları aşıyor,bilinmeyen denizlerde zorlu yolculuklara çıkıyorum …
Gidiş dönüş Avrupa biletim yanınca ...Avrupa şehirlerine değişik zaman dilimlerinde kitaplarla seyahat etmek biletin üzüntüsünü nisbeten unutturdu..
İstanbul’u geçmiş zamanlarda ziyaret etmiş Seyyahlarla gezmenin yanısıra ,.. Çocukluğumun ve günümüz İstanbul’unun semtlerini sokak sokak arşınlamak için satın aldığım 70 kitaplık İstanbul’um dizisiyle, İstanbul içi yolculuklarım devam ediyor…
Kitaplarla seyahatin tek eksiği basılı fotoğraflar oluyor !!.. beyindeki fotoğrafları basan bir aygıt henüz keşfedilmedi…

Kitapların dışında,. ameliyatlar sonrası Ankara, Kayseri ve İzmir seyahatlerini de yolculuklar hesabına kaydedeyim..
Küçük bir gezi defterim var çantamda taşıdığım,.. Zaman, zaman değişik taşıt araçlarında birkaç satır karalarım.. Kayseri dönüşü uçakta bir şeyler yazmak için defteri çıkardığımda düşündüm ki hastalığım bile seyahatlere engel olmadı tam tersine vesile oldu.. Gerek Ameliyat için gerekse kontroller için değişik zamanlarda Ankara’ya gidiş-gelişlere ,.şimdilerde birde Kayseri eklendi..


Havaalanları seyahat duygusunu yoğun yaşadığım, gerçek gündemimi unutup, kendimi seyahatin şehvetine kaptırdığım mekanlardır…Nereye, neden gittiğim değil havaalanında olmaktır asolan,.. güvenlik kontrolunden geçer geçmez bir kafede oturup Biramı (tabii şimdilerde Çay !!) ısmarladığım anda yolculuğum başlamış demektir..Yolculuk başladıysa,.. Yürek çağırmıştır !!.. gerisi lafıgüzaftır..

Posted by Picasa

Ankara ve Kayseri’yi bir kenara koyup İzmir seyahatini düşündüğümde ,..tıpkı bir yıl önceki gibi Kış güneşinin ısıttığı keyifli anlarla dolu seyahat anıları üşüşüyor aklıma,.. Pırıl pırıl güneşle ısınarak oturduğumuz Bostanlı’daki balıkçı barınağının yanındaki çay bahçesi,..Tuzla’daki Flamingolar,Balıkçıllar..


Dört kişilik zengin sofralı,hoşsohbetli ,dingin bir yılbaşı akşamından sonra,.Yeniyılın ilk günü sabah Bozdağ’a tırmanmak üzere yola çıkış …

Bozdağ,..Gölcük,.. Birgi,.. Yerel tadlar,.. Yerel dükkanlar,.. Sardis harabeleri ,.. Başıdumanlı dağlar,.. Göl banyosu yapan Ördekler,.. Tarihi konaklar,.. Günbatımının mor panjurlara vurduğu eski ama güzel evler,..



Posted by Picasa
İkinci günde ise,. Pasaportta demli çay ,. İzmir Martılarını !!.. fotoğraflama çabası .. Sonra ver elini Yavaş Şehir,.. Yolda,. Urla’lı balıkçılara merhaba ,.. Mandalina bahçelerinde Cvitamini depolama,.. Seferihisar ‘a varış ,..



Posted by Picasa




Slow City nin pazarı ve pazarcılarıyla geçirilen keyifli saatler,.. Fotoğraf aşkına Teos Kalesine -güçlükle de olsa!!- tırmanış ,.. Balık sofrasında,. günbatımı saatlerinde,..”2011 ‘in ilk günlerindeki keyifle devam etmesi dilekleriyle “kalkan kadehlerle,.. günü ve İzmir tatilini noktalayış. …
Posted by Picasa



2010 yılına da aynı dileklerle başlamıştık !! ..

Bardağın dolu tarafı ; Bir yıl sonrada gene aynı keyifle giriyoruz yeni yıla..

Boş tarafı ; Boş tarafını ,.. BOŞVERİN !!...



                                                                                                                
                                                                                                                       f.k.d. şehir /2011 ocak

21 Haziran 2010 Pazartesi

İlhan Selçuk ...

Büyük usta'nın arkasından yazma duyularım harekete geçti..
85 yaş ,.. evet,.. Türkiye şartlarında uzun ve dolu bir yaşam,. ama bazı insanlar için yetmez bir süre ...
1970 lerden bu yana kızsam da ,.sinirlensem de okumaktan vazgeçemediğim , bazen tek bir makaleyle hatta tek bir cümleyle günü,haftayı , ayı ve yılı özetleyen bir ,. Yazı Sihirbazı ,..

Onu okumanın Devrimcilik sayıldığı yıllar,..
Onu okumanın Statükoculuk sayıldığı yıllar,..
Onu okumanın Karşı devrimcilik sayıldığı yıllar...
Vs...vs..vs..vs..
Ama O...
Kısacık,.. 3-4 satırlık Bektaşi fıkralarıyla tüm gündemi anlatan ,.. oligarkları sinir eden,..
 küçük Dev adam ....
Atilla İlhan'la buluşmaya giderken, ben de,..  Seni ,.. ustanın benim için çok özel dörtlükleriyle yolcu etmek istedim,...

Yolun açık,.. kalemin sivri olsun ,. bizi beklediğin mekanlarda !!!...

Önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız ,

ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız...
Söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız ,
o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız ...

Bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çılgınlıkları olusturur en çapraşık duygularda ...
büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda ,..
bazen insan içten içe düşünür hesaplar da,.
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız ..

üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır ,.
Çoçukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır ,
gerçi gençlik bir uçta,.. yaşlılık bir uçtadır,.
birleştikleri gerçek o müthis sonuçtadır ..

NE KADAR AZDIR YAŞADIĞIMIZDAN,YAŞADIĞIMIZI SANDIĞIMIZ...

4 Haziran 2010 Cuma

Asayiş Berkâmal....

Cumartesi teftişe çıktım.. Bahanem “Soylu ve Yaşlı Yelkenlileri görmek” ,..

Ama asıl hedef bir yıldır uzak kaldığım mekanlarımı ziyaret ve kontrol ...
Balık ızgaracılar,.. Oltacılar,..Önünde martıların takla attığı plastik sandalyeli -soluk kırmızı kareli masa örtülü- Çay bahçesi,.. Martılar,..
-Şöyle bir yandan bakış attılar -bu kadın gene peydahlandı- gibisinden,. Sonra gene tüm gevezelikleri ve şımarıklıklarıyla ,bağrış çığrış uzaklaştılar.. Olsun .. O kadar bile fark edilince mutlandım ,...Unutulmazlık güzeldir …-
İskele tarafındaki restorana da bakmak gerekti tabii, ..Birasında bir bozulma var mı ?!!
Hamsi tavayı hala uygun yağda mı kızartıyorlar ?!! vb.. Önemli şeyler bunlar…detay deyip geçilmez, denemek,.. denetlemek lazım !!!!.

Neyse,. teftiş mutlu sonla bitti ,.. Her şey yerli yerinde..değişim rüzgarları uğramamış …bölge kuytuda kalıyor zahir !!...

Sıra yelkenlileri gezmeye ve fotoğraflamaya geldi ,..

Yoğun kalabalık,. Sıcak ve Yorgunluk,..(performans düşüşü var ne de olsa..) bir araya gelince,. Okyanuslara açılıp,.. Issız adalarda uzun uzadıya serüvenlere çıkamadım..
Ancak bir gemiyi gezebildim,. Fotoğrafların önemli bir bölümünü, denize düşme riski ve etrafın meraklı bakışlarına rağmen ,dönüş vapurumun kıçından zumlayarak çekmek daha makul geldi..
Gemilerin Öykülerini ve Detaylarını,.. Düşleri ,. yolculukları sonraya bıraktım !!!… Telaşım var ya !!!

Ama gönlüm ,.. Deniz Kızlarının zerafetini,.. Deniz Adamlarının bıçkın görüntülerini ,.. kendime saklamaya elvermedi..

Posted by Picasa

Posted by Picasa

Posted by Picasa



Posted by Picasa

30 Mayıs 2010 Pazar

Beyrut.... Ortadoğunun Batıya açılan kapısı mı?...

Beyrut her köşesiyle etkileyici ve vahşi bir şehir.Vahşiliği -hani çok itilip kakılan çocuklar vardır bir süre sonra korkusuz ve umarsız olurlar- O çocuklar gibi vahşi,.. Ve gene O çocuklar gibi de naif yönleriyle etkileyici bir şehir..

Posted by Picasa