20 Mart 2009 Cuma

Düşlere yolculuk..


Okumak yazmaya engel mi?..
Evvvettttttt…

Yazmak okumaya engel mi?...
Eveeeeettttttttt,..

Çözüm ?,…
Okumamak ve Yazmamak !!!!!!!...

Mümkün mü ?,..
Hayııııııırrrrrrrrr…

Ne yapmalı ?,..
Zamanı yavaşlatmalı ,…

Nasssıııılll ?....
Buğday yetiştirerek !!!!!!!...

İki dönüm tarla aldınız,.Anadolu’da bir yerlerden,.. –Trakya , Marmara , Kuzey Ege , İç Anadolu olabilir,.. Karadeniz olmaz ,.. Buğday yetiştiremezsiniz !!-
Tarlanızın köşesine bir Ev yaptınız ; Ortada,.sizi,. kışın karlı soğuk günlerinde,yazın serin gecelerinde ısıtan kocaman şöminesi olan bir salon, iki oda, tuvalet ve banyodan ibaret basit , sade bir ev ,..
Şöminenin bir tarafında ,..”Kâh,..tahta masasında bir şişe şarabı yudumlayacağınız !,.. Kâh,.canınızın çektiği yemekleri pişireceğiniz,.. Kâh,.buğday yetiştirmenin püf noktaları ,.Şevket-i bostan’ı ne kadar haşlamalı?!!.gibi faydalı bilgilere ulaşacağınız bilgisayarınızın durduğu” Mutfağınız ..
Diğer tarafında,.üstünde her türlü ıvır zıvırınızı !! – fotoğraf makinanızı,..şarj aletlerinizi,.. scannerınızı,.. çeşit çeşit defterlerinizi,.boy,boy kalemlerinizi ve silgilerinizi vb - barındıran kocaman yazı masanız , koltuğunuz ,. her daim kenarında battaniyenizin durduğu canınız çektiğinde öğlen kestirmeleri yaptığınız kanapeniz,.. ve binlerce kitabınıza evsahipliği yapan kütüphaneniz ,. hakiki zeytinyağlardan yapılmış sabunlarınızla,ninenizin hamamlarını anımsatan ,mini hamamınız ve iki adet uyku odası .. Ön tarafta buğdaylarınızın boy atmasını izleyeceğiniz tahta verandanız ve sallanan koltuğunuzla,. tek katlı bir ev …

Eviniz en fazla 100 m2 olsa,. ki çok bile,..geriye kaldı 1900 m2 .. Birbuçuk dönüme buğday ekseniz - yaklaşık 300-350 kg hasat yaparsınız – kalan 400 m2 de gönlünüzün çektiği Sebze – domates,biber,fasulye vs.-,. Meyva –vişne,dut,erik -,. ve Otları yetiştirmenize rahat rahat yeter … Üstelik bir köşeye tavuklarınız için koca bir kümes yapıp, ördeklerinize kıçlarını sallaya sallaya gidecekleri minik bir süs havuzu bile kondurabilirsiniz..
Evinizi yapmak ,.. Buğday tarlanızın toprağını hazırlamak ,.. meyva ağaçlarınızı dikmek,.. sebzelerinizin tohumlarını almak,.. kümesinizin yerini belirleyip,. Verandanızın tahtalarını aramakla geçen aylar boyunca ne yapacaksınız ?..

Okuyacaksınız !!..

Buğday için uygun gübreyi,.. fasulye yetiştirmede izlenmesi gereken yolları,.. domates fidelerinin ne kadar sürede bir sulanacağını,.. Çocukluğunuzun ligorn tavuğunun İtalyan kökenli ve adının “leghorn” olduğunu ,, ispenç mi?.yoksa paçalı mı alsam diye kararsız kaldığınız tavuk cinslerini öğrenecek .. Denizli horozunda ise tereddüt etmeyeceksiniz !!

Yazacaksınız !!..

Şömine ustasının parası –en önemli gider kalemi -!!,.. rabıtaların m3 fiyatları,.. mutfak tezgahının yerleşim planı,.. hamam kurnasını ucuza bulacağınız,. Yalova biberlerinin tohumlarını alacağınız adresler,. Hesap,..kitap,..adres ve onlarca detay arasında yazmaktan , okumaktan , ustalarla harp etmekten yorgun düşeceksiniz..

Zaman ???... Zaman ,. yavaşladı,..farkında bile olamadık ,..-hızla dönen bir topaçın döndüğünü farkedemediğimiz gibi-,.

Oysa günler,. aylar birbirini kovaladı ve bir Ekim sabahı tarlaya Buğday tohumlarını savururken bulduk kendimizi .

Sonrası ??,..
Sonrası zaten,.gerçekten zamanın durduğu zaman dilimlerinin başlangıcı !!..

Buğdayların boy attığı kış günlerini ; Sabahın karanlığı dağılıp,.gün yüzünü göstermeye başladığı saatlerde,.çayımızı demlenmeye bırakıp,lastik çizmeleri ayağımıza çekip toprağın soğukluğunu bedenimizin sıcaklığıyla dengelemeye çalışarak çıktığımız sabah yürüyüşleriyle başlatıp,..
Yazılacak onlarca metnin,..çekilecek fotoğraf karelerinin planlaması ve eskizleriyle süregiden kahvaltı keyfiyle,... şömine ateşini biraz daha canlandırıp masa başındaki uzun yazı saatleriyle devam ettiririz ..
Öğlen saatleri deneysel yemek çalışmalarına aittir –acıkmış mideler ne keyifli yemeklere savurur insanı -!!..
Öğleden sonraları, kış güneşi ve bulutlar yeniden keşfedilir ,.. her gün bir başka Gri,.. Mavi ve Beyaz tonları fotoğraf karelerine yerleşir,..
Battaniyemizin altına kıvrılıp okumaya dalmışken,. tuğla kalınlığındaki kitabımızın ağırlığıyla şöminenin sıcaklığı,.birde bakarız bizi rüyalar alemine taşımış !!…
Akşamüstü kocaman, tombul ama minik ayaklı kadehimizdeki Napolyonla!! Bilgisayarda dünya seyahatine çıkar fondaki Mrs.Robinson’a ya da The sound of silence’a eşlik ederiz..
Gecenin sessizliği yazma güdülerimizi yeniden ayaklandırır şömineden gelen çıtırtılara “Lara’nın aşkı” eşlik eder,. yazar,..yazar,..yazarız,.. gözkapaklarımız isyan edene kadar..

Baharın yüzünü gösterdiği,. yapılacaklar listesine yetişemediğimiz günlerde içimizi tanımlayamadığımız bir sevinç ve çoşku kaplar..
Aşk kapımızı çalar ,.. Heyecandan içimiz titrer,.. hergün bir başka güzelliğe tanık olacağımızın farkındalığıyla ciddi ritm bozuklukları yaşayarak başlarız güne !!..
Bir yanda günün her saatinde,..doğanın renklerini zaptetme telaşı !!,. Diğer yanda toprağı beslemek için vermemiz gereken emek.. bahar kokusunu içimize çekerek verandada yudumladığımız çayımızın keyfini bile uzattırmaz bize..
Okumak akşamüstü saatlerinde biramızı yudumladığımız saatlere kayar,.. yazmayı akşamlara bırakırız gene..

Başaklarımız boy attıkça,. sıcak,. Sarı,. yaz günlerini hissetmeye başlarız,.Folluktan alıp oracıkta kırarak beyazını akıtıp sarısını bir yudumda boğazımızın kıvrımlarından akıttığımız yumurta,. bizi çocukluğumuzun sabahlarına giden düş yolculuklarına çıkarır,.. Toprakla birbirimize karışırız,. güneş her saat bir başka yüzünü gösterir,.samanyolunu izlemekten kendimizi alamadığımız gecelerde,... toprağa sırtımızı verip beynimizde yazmaya devam ederiz !!..

Saman balyalarının Kızıla çalan Sarılarıyla,.. meyva ağaçlarının yapraklarının kızıllığı birbirine karışmaya başladı mı,. Hazan ve Hüzün mevsimi de geldi demektir…
Biraz buruklaşırız,.. Aşklar bitmez !! ama,. Ayrılıklar,.vedalar başlar bir sonraki bahara kadar.
Bir yanımızı ise ayrı kaldığımız sevdalarımıza kavuşma heyecanı ve telaşı sarar,..
Domatesler salça yapılmayı,. biberler kurutulmayı,..Vişnelerin, tarçını, karanfili değiştirilmeyi ,.un çuvalları yerleştirilmeyi,..şöminenin odunları istiflenmeyi ,..kuruyan fesleğenler,kekikler,naneler kavanozlara yerleşmeyi bekler,..
Hüznü,. Akşamın Lacivert saatlerine bırakırız !!..
Gündüzün tatlı yorgunlukları akşam saatlerinde ,. Çay , Battaniye , Kanape üçlüsüyle keyifli kitaplar okunarak giderilir..
Yazmayı erteleriz biraz , ellerimizin nasırları kalem tutmamıza engel olur can yangısının geçmesini bekleriz …
Zaten önümüzde bizi bekleyen uzun kış geceleri vardır,.. Üstelik zamanı yavaşlatmayı başardığımız için; uzun soluklu okumalara ve yazı planlarını hayata geçirmeye bolca vaktimiz,.. fotoğraf karelerimizle oynama,değişik teknikler deneme lüksümüz bile mevcuttur !!!..


kış günleri ; Sabahın karanlığı dağılıp gün yüzünü göstermeye başladığı saatlerde,.çayımızı demlenmeye bırakıp,lastik çizmeleri ayağımıza çekip toprağın soğukluğunu bedenimizin sıcaklığıyla dengelemeye çalışarak çıktığımız sabah yürüyüşleriyle başlar,..
Öğleden sonraları, kış güneşi ve bulutlar yeniden keşfedilir ,.. her gün bir başka Gri-Mavi ve Beyaz tonları fotoğraf karelerine yerleşir,.
Akşamüstü kocaman, tombul ama minik ayaklı kadehimizdeki Napolyonla!! Bilgisayarda dünya seyahatine çıkar
Gecenin sessizliği yazma güdülerimizi yeniden ayaklandırır şömineden gelen çıtırtılara Bach eşlik eder yazar,.yazar,.yazarız,.
Baharın yüzünü gösterdiği,. günlerde içimizi tanımlayamadığımız bir sevinç ve çoşku kaplar.. Aşk kapımızı çalar ,.. Heyecandan içimiz titrer,.. hergün bir başka güzelliğe tanık olacağımızın farkındalığıyla başlarız güne .. Başaklarımız boy attıkça,. sıcak,. Sarı,. yaz günlerini hissetmeye başlarız,.Folluktan alıp bir yudumda boğazımızın kıvrımlarından akıttığımız yumurta,. bizi çocukluğumuzun sabahlarına doğru düş yolculuklarına çıkarır,.. Toprakla birbirimize karışırız.. samanyolunu izlemekten kendimizi alamadığımız gecelerde,... toprağa sırtımızı verip beynimizde yazmaya devam ederiz !!. Hazan ve Hüzün mevsimi Biraz buruklaşırız,.. Aşklar bitmez !! ama,. Ayrılıklar,.vedalar başlar bir sonraki bahara kadar. Domatesler salça yapılmayı,. biberler kurutulmayı,.kuruyan fesleğenler,kekikler,naneler kavanozlara yerleşmeyi bekler,.. Hüznü,. Akşamın Lacivert saatlerine bırakırız !!.. Gündüzün tatlı yorgunlukları akşam saatlerinde keyifli kitaplar okunarak giderilir.. Yazmayı erteleriz biraz , ellerimizin nasırları kalem tutmamıza engel olur can yangısının geçmesini bekleriz … Zaten önümüzde bizi bekleyen uzun kış geceleri vardır,.. Üstelik zamanı yavaşlatmayı başardığımız için; uzun soluklu okumalara ve yazı planlarını hayata geçirmeye bolca vaktimiz mevcut..

kış günleri,Öğleden sonraları, güneş ve bulutlar her gün bir başka fotoğraf karelerine yerleşir,..Akşamüstü kocaman, tombul ama minik ayaklı kadehimiz Bilgisayarda dünya seyahatine çıkar şömineden gelen çıtırtılara Bach eşlik eder yazar,.yazar,.yazarız,. Baharın yüzünü gösterdiği,. günlerde Aşk kapımızı çalar ,.. Başaklarımız boy attıkça,. sıcak,. Sarı,. yaz günlerini hissetmeye başlar çocukluğumuzun sabahlarına doğru düş yolculuklarına çıkarır,..samanyolunu izlemekten kendimizi alamadığımız gecelerde ,...beynimizde yazmaya devam ederiz !!. Hazan ve Hüzün mevsimi Aşklar bitmez !! ama,. Ayrılıklar,.vedalar başlar bir sonraki bahara kadar. Domatesler salça yapılmayı,. biberler kurutulmayı,..şöminenin odunları istiflenmeyi ,.bekler,.. Hüznü,. Akşamın Lacivert saatlerine bırakırız !!.. Gündüzün tatlı yorgunlukları akşam saatlerinde giderilir ,. ellerimizin nasırları kalem tutmamıza engel olur geçmesini bekleriz …önümüzde bizi bekleyen uzun kış geceleri vardır,.. zamanı yavaşlatmayı başardığımız için; uzun soluklu okumalara ve yazı planlarını hayata geçirmeye bolca vaktimiz var.


Zaman yavaşlamadı mı ?..
Yavaşladı,..
Yavaşlamanın da ötesinde,..
Durdu…

Akıl,. firar edince !!,.
Hayaller ,.. aralarında Gelinciklerin oynaştığı geniş Buğday tarlalarına daldı !!..

Düş yolculukları zamanı yavaşlatmakla kalmadı,.bir yazı boyunca olsa da,.sanki zamanı geriye sardı……


Yeni yolculuklarda buluşmak üzere…

f.k.d Mart/2009 şehir

8 Mart 2009 Pazar

Sanal Yolculuğumun 1.Yıldönümü Şerefine !!..

Yıldönümü konuşmaları ve yazılarının -Ağır Abi- kelimesi nedir?.. Hiç düşündünüz mü ? .... Ooooo.. ben üzerine sayfalar döktürebilirim,takıntılıyım bu kelimeye
“–İdrak.. İdrak..-“
Kuruluşumuzun bilmem kaçıncı yıldönümünü “idrak” ettiğimiz bu gün !!….diye başlar ya yıldönümü konuşmaları,.. bende hep ,. “İdrak” kelimesine takılır kalırım.. O kadar mı şuursuzdun be adam /kadın ,..bilmem kaçıncı yılda mı ? farkına vardın, vesaire diyerek söylenir dururum kendimce ..
Şuursuzluğun açık itirafı gibi gelir böylesi başlangıçlar,.. Ve bu kadar şuursuz olduğunun ayırdında olmayan şuursuzların kürsülerdeki bu höykürmelerine hasta olurum…

“Osmanlıca’yı kullan” çok severim.. “Farsca“ zariftir, Türkçe’ye yakışır,. “Argo” yerinde ve zamanında çok güzel düşer !!.. bu dillerin arasına .
Amaaa.. Caaanımm Effendim,.. Kelimeleri , şuursuzca kullanma..
Bir “Yıldönümü” kelimesi bizi – “Biz” ne demek oluyor ?..“Ben” tabiki.. ama Farsca nezaket yapacağız ya !!. neyssse - nerelere taşıdı.

Oysaki Dünya Kadınlar Gününü İDRAK !! ettiğimiz bu gün, Feyza’nın sanal yolculuklarına başlamasının da yıldönümüydü,.. Bir adet “kendi kendini “kutlama yazısı yazılacaktı.. Lakin yazı “yazı gevezeliği” üstünde olan bir zaman dilimine denk gelince Ana Fikre !! girilemedi,görünen o ki girileceği de yok..
Bu,. yandan ve arkadan dolanmalarda etkili olan mevzuuu…
1- Konunun ağırlığı – eski yazıları okudum.. Farklı seyahatlere çıktım !!..
2- Uzun zamandır yazmıyorum ( en son 15 Şubat’ta yazmışım yaklaşık 25 gün eder ). Yazma açlığı var.. Kaleme/klavyeye hakim olunamıyor başına buyruk takılıyor..
Evde günlerce kapalı kalmış “yeni yürümeyi öğrenen bebeler” gibi .. sokağa çıkınca elinizden kurtulur başlarlar ya koşmaya.. Hahh.. benimkide ,o misal ,..
Elde klavye değil ,kalem olsa,.. Oooo ..nerelere uçmuştu.. Allahtan klavyede hızlı yazamıyorum,.. deftere yazdıklarımıda bilgisayara aktaramıyorum ..Uçuşlar alçaktan ve Güvenli !!.. oluyor..
3- Bu aralar gündemi takip eden duyarlı bir hanım olaraktan !!… Çoook ekonomik takılıyorum !!.. Yaniiii.. ekonomi okumaları yapıyorum.. – Bir ekonomik Tetikçinin itirafları 3.cilt,.. Bir Liberalin Vicdanı (2008 Nobel Ekonomi ödülü) – bu kitaplar bitti,bitiyor....( Kitap eleştirilerine yazılacak yeni kitaplar eklendi.) Ekonomi bilimi ve okumaları ise başka disiplinlere benzemiyor ,. üzerine,. Ülkenin değil Dünyanın ağırlığı çöküyor..Hafifleyip uçmaya kalkamıyorsun ,..
Romantizmi içinde hissetsen de,. yazıya ve dile dökemiyorsun bir tutulma hali yaşıyor..Ve yazı gevezeliğine sığınıyorsun...
8 Martları ve yaşamındaki kadınları anlatacak , bir yıllık sanal yolculuğunun felsefesini yapacak ve oradan da bu haftanın bir sohbet ortamında, aklına yazılan ve çok hoşuna giden , hemencecik hatırladığın bir kaç öyküyle “Çocukluğunun Devlerine “!! uzanacakken..
2009 8 Martını “İdrak” kelimesine ve argo yazıma teslim ediyorsun..

En doğrusu “Yaşamımın Teslimiyetler Manzumesini” yazmak olacak sanırım...

f.k.d. şehir/mart 2009

15 Şubat 2009 Pazar

Bodrum... Bodrum...











Kendime yeni bir oyuncak aldım ,.. St.Valentine daha doğrusu Tanrıça Juna ve Lupercalia bayramı için...
Roma’da her yıl ,.. Roma’nın kadınlık tanrıçası Juno adına 14 Şubat günü tatil ilan edilir ve ertesi gün Roma’lı gençlerin sevgililerine kavuşacağı Lupercalia bayramı başlarmış,..
Amaaa ...Vatikan oligarkları -Putperest bayramı da ne oluyor- diyerekten !!! olaya el koyup ,. Papaz Valentin’i Aziz ilan etmişler ... Amerikalı tüccarlar konuyu atlamayıp derinleştirmişler..Müslüman dünyasının Deistleri de!!!.. 90’ların globalleşen dünyasında konuyu farkedip yaygınlaştırmışlar,..
Sonuç; 14 Şubat,..Bu günün,. paganlara özgü olduğunu bilmeyenlerin kutladığı bir tuhaf gün olarak yeryüzündeki onlarca ritüel gibi yerini almış,.. Benim gibiler de eskiyle bütünleşmenin tadını çıkaracakları bir güne daha kavuşmanın keyfini yaşamaya başlamışlar..
Yeni oyuncağım bir Scanner,.günün mana ve anlamına uygun olarak!!!
Eski resimleri ve belgeleri tarayacak,.. karşıma getirecek,..anıları canlandıracak..

”Bir gün belki hayattan geçmişteki günlerden bir teselli ararsan,..bak,.. O zaman Resmime” der ya Cem,. Benim de içinden geçtiğim günler,. sanırım Resimlerdeki Gözyaşlarıyla uyumlu..
Koyu,. Kopkoyu bir yalnızlık Hissi ve İsteği,..bu hissimi destekleyici yığınla fiziki faktör..Herşeyi ve herkezi reddetme,. Tüm Aktörleri ve Aktristleri silme harekatındayım ... Bu çok pahalıya mal olabilir bunun da bilincindeyim ,. Dolayısıyla,öbür yanım da ağır bir mücadele veriyor,..Silme,.Geri dön,.. geri dön, diye,...
Geri dönebilmemin şartları ise çok ağır.. Hayata katlanabilmemin araçlarını hayatımdan çıkarmam gerekiyor !!!..

Amannnnnnnn.... Nedir bu Melankoli..

Yaşa,..
ânı,..
günü,..
gelecek günleri,..
ayları
ve
Becerebilirsen Yılları !!..

“Güzel anıları saklamanın en iyi yolu onları tazelemektir “diye buyurmuş ,.. F.Bacon
Bence Halt etmiş,.
“Güzel anılar “onları senede bir !!!!!!!,.. birkaç senede bir,..ya da daha uzun aralıklarla,..anıp,.. ortaya serip,. göğüsleyebildiğimiz zaman,. Anı değeri kazanır,..
Eski fotoğrafları karıştırıp kendine teselli aramak da,-eğer göğüsleyebiliyorsak- çok insani bir duygudur,.. üstelik yoğun karamsarlık duygularını daha da arttırıp,dibe vurdurur,.. Dipten yüzeye çıkmak kolaydır !!!!...
Yeter ki isteyelim ve bilincimizi kaybetmeyelim !!...
Bu duygulardan hareketle Tanrıça Juda’nın tatil gününü ve bugünü yeni oyuncağımla oynayarak geçirdim !!..

Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır,
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım !!
Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından,
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü,
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin?.....

Demiş ya ..
A.İlhan…

Bilinç kaybı Yok.. Aydınlık fikirler ,hüzün ve melankoli salkım salkım,.. Sümbüller yağmurun şiddetine dayanamamış boyunlarını eğmiş “Ölmeye yatmışlar”,. Dudaklarımda bir Şanson !!…
Ben ne yapıyorum ?..
İhtişamından delirdiğim “Yalnızlığımla”, tüm eski resimleri ortaya döküyorum …

İşteeeeeee,.... Benim elden düşme, lise yıllarımdan kalma fotoğraf makinamla ,.. 70’lerin ve 80’lerin Bodrum’u,..
Fotoğrafların altına,..yanına,..üstüne ,.yazılacak yüzlerce kelime var,..
Biliyorum,..
ama
“Anlatamıyorum”!!.. anlatacağım sayfaları yavaş,yavaş hazırlıyorum .. araştırıyorum,..yeniden yaşayıp düşünüyor,hissediyor ,.. unuttuklarımı hatırlayıp,.yazmaya çalışıyorum,..
“Silme duygumu Silen” önemli bir motivasyon aracı ;
Yaşamı yazıya dökmek...

f.k.d. 15 /Şubat/2009 şehir.
















12 Şubat 2009 Perşembe

Cem Karaca Ve Bir Müzik Akşamı

Obsesyon garip bir özellik,.. Öyle ya Cem Karaca müziği terketti ya da daha doğru deyimle terkettirildi,.. benimde müzikle olan alakam bitti..
Bitti mi ???????.....
Oysa şu anda evde kimse yok,.. yalnızlığın keyfini yaşıyor ve dibine kadar açılmış bir sesle “Kara Yılan” dinliyorum ...
Bu Nedir ???...
Ben ki şu anda dinlediğim sesin onda birine tahammül edemiyorumdum ... Nedir bu Kara Yılan’ın ve Cem Karaca’nın arkasında yatan yüksek volum tahammülü ?????????.. İçtenlikle çözmek istiyorum yıllardır (senelerdir en yüksek volumde dinlemeye tahammülümün olduğu 3-5 parçadan biri) ama nafile ,.. elle tutulur bir açılım getiremedim...
1970 LERDE ki ÖZGÜRLÜK DÖNEMLERİMDE Ataç sokaktaki evimizde İngiliz Kültürün renkli ampullerle döşeli (o yıllarda çok önemli bir yenilikti Ankara için) arka bahçesine bakan kendime ait Odamın penceresinin önünde bir yandan finallere hazırlanıp,bir yandan Cem’i dinlediğim,öte yandan özgürlük hayalleri kurduğum günlere bir gönderme mi?..
“Beni siz delirtiniz,.. Evet evet siz delirtiniz” – diyor Cem ... Bende delimiyim acaba ?,..
Ahh demedim mi,.. duyamassın demedim mi.. ve “Çıkalım meydan seyrine, Gidelim, Dostun seyrine diye devam ediyor...
Var mı böyle söz ve müzik,.........
Allı pullu Gelin olacak Zeyno’ya - Ne demeli ?... Fakirin biri Mehmet bağırıyor...Zeeeyyynooooooo.............. Kemal Bilbaşar’ın Zeynosuyla Mehmet’ini hatırlayıp bir damla gözyaşı dökmemek elde mi !!!!!!!!!!!!
“Son meclisi Can üstüne Can olsun erenler” le sakinleşelim...Ve çözümlemelere devam etmeye çalışalım,.. bir yanda CD bir yanda Klavye.. Öte yanda davullar Bas gitarlar , elektro gitarlar,.. ve Buz gibi Biralar............
Deniz üstü köpürür , hey Canım Hey.....Benimde şu cihana gelişim Hey Canım Hey. Benim de Bu Cihandan gidişim Memleket sevdasından....
Öyle güzel çalıyor ki (rum ki) seneler sonra,.. dinlemek yazmanın önüne geçiyor..
Geçer Ama birader ,..Deler de geçer..... Yalancı dostukların çatal çatal dilleri,.. kuşkular yüreğimiz,..o özgür günlerimin pembe yeşil sevgisi,...diyor,.. Cem ,...
Ve devam ediyor..
EL Çek Tabip EL çekYarem üstünden..İçerim Yanıyor,.. Çekmeyen ne bilir aşkı sevdayı...
Beyaz Atlı geçti şimdi Buradan.... Beyaz atın süvarisi yorulmuş,.. çıksın gayri dağlar taşlar aradan... Gözleri gözümü görmez olaydı.. Bu gönül O Gönlü Sevmez Olaydı....
diye devam ediyor ve......
Bir OFF Çeksem karşıki dağlar yıkılır ,..
Ve.. Benim Yüreğime Hançer Sokulur .. Yağmur yağdı Ilgıt ılgıt eridim.. Evvel yarin ben idim.. Şimdi Uzaklardan bakan ben oldum...diye sürdüyor..
Unut Beni.. Unut Beni.. Sakla O Mendili,.. Sende kalsın ,..Eğer Akarsa Gözlerindeki Yaşı Silersin... Sakla O Mendili sende Kalsın,.. Çünkü Sen benim Sonbaharımda Sonbaharsın...
Devam edip gidiyor Cem’in unuttuğum,.. unutturulmuş şarkıları ve farkına yeniden varıyorum.. müziğin yanında,.. sözlerinin gücünün farkına ,...
Şu Garip halimden bilen İşveli Nazlım,Gönlüm hep seni arıyor,..
Neredesin Sen?................
Sabahtan uğradım ben bir Fidana ,..
Dedim.. Ak meme nedir.. dedi koynumda,.. Dedim ver Öpeyim dedi YOKKKKKKKKKKKK......
Bir okkacık malın mı Var,..

CANIM BENİM ... Bu adamı gerçekten sevmiştim ve hala seviyorum,.. Bir başıma Cenazesine gidişim ve benim gibi bağımsız gelenler gözümün önüne geldi... ne kadar çoktuk,..Medyatik tiplerin dışında benim gibi kendiliğinden gelenlerin oluşturduğu nadir cenazelerden biriydi sanırım..Bir diğeri de Atilla İlhan’ınkiydi ,.. Aslıyla gitmiştik...

BENİM DOĞDUĞUM KÖYLERDE CEVİZ AĞAÇLARI YOKTU BEN BU YÜZDEN SERİNLİĞE HASRETİM.... OKŞA BİRAZ... diye devam edip,Kara yılan’ın 45 liğinin ve benim ikinci “Cem” Hit Parçama sıra geliyor..

ODAM KİREÇ TUTMUYOR SEVDA BAŞTAN GİTMİYOR... YANDIM AŞKIN ELİNDEN GEL BANA İLAÇ EYLE ,,OYYY LÜMÜNE LÜMÜNE.. CAN LÜMÜNE.. LÜMÜNE............

Ve Hit’lere Devam..
BİR GÜN BELKİ HAYATTAN GEÇMİŞTEKİ GÜNLERDEN BİR TESELLİ ARARSIN.. BAK O ZAMAN RESMİME ,.. BENDEN SANA SON KALAN BİR KÜÇÜK RESİM ŞİMDİ..
SEN YALNIZ DEĞİLSİN,.. BİLİYORUM ,NERDESİN.. BU ÜZERDİ BENİ ,.. YAŞASAYDIM VE GÖRSEYDİM...

Elim Kolum kelepçeli VAY BABO...
Cem’in hızına ayak uydurmaya çalışıyorum ama nafile.. yalnızca dinliyorum.. ama kararlıyım bu yazıyı yayına sokacağım geleceğe kalmalı !!!!!!!
Uzayın bir yerlerinde nasıl radyo dalgaları var olabiliyorsa başka sinyallerde kalır belki, kim bilebilir????????????
Ve Birileri “HEM OKUDUM HEM DE YAZDIM ,..MEHMED!İMİ BİR TOP BEZE SARAN DÜNYA DEĞİLMİSİN” “Diye bağırabilir..
“Bugün Sen Çok Gençsin Yavrum,.. Hayat Ümit Neşe Dolu,.. Mutlu Günler Vadediyor Sana,.. Yıllar Ömür Boyu,..” Diye YALAN söylemlerde bulunabilir...
AY,. DOSTTTTTTTTTTTT .............. CAaaNIMM,..... HEYYYY...
KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR ELLERİ ,..EYY,,, AĞAR AĞAR GİDEN ELLER BİZİMDİR..
HAKKIMIZDA DEVLET ETMİŞ FERMANI,... FERMAN PADİŞAHIN KARDEŞ ,.. DAĞLAR BİZİMDİR.,............
DADALOĞLUM,......... BİR GÜN KAVGA KURULUR..
NİCE KOÇ YİĞİTLER YERE SERİLİR ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMDİR.
SAĞLAR BİZİMDİR..
.......Diye davullar sonuna kadar Vurabilir..
Müziği iliklerine kadar hissetmek bu olsa gerek yıllardır unutmuşum, -yalnızlığın faydaları – Gençliğimde özgürlük özgürlük dediğim şey buydu demek ki !!!!...

Ehh ,.. 56 yaşta da olsa ayırdına varmak fena değil.. Nede olsa gerzekliğin yaşı yok!!...

CAN PARAMPARÇA ..CAN SUSKUN,..........
Diyelim,.. Ve ,.. Nadir.. Çok,.. NADİR OLABİLECEK BİR Müzik gecesini noktalayalım ..
Müziği,.. anlayanlara bırakalım köşemize çekilelim !!!!!!!!!!
f.k.d. 12/şubat 2009

10 Şubat 2009 Salı

Zamanın sanallığı mı?..Gerçeğin yanılsaması mı?.. (Anneler ve oğulları)











Yazdığınız sonrada unuttuğunuz bir yazıyla internette karşılaşmak bir yanıyla hoş,. diğer yanıyla buruk bir tad,. veriyor insana,.. Yeni bilgisayar öğrenen teyzeme Google’da araştırma yapmasını öğretirken (67 yaşında bilgisayar alıp kursa yazıldı,..bana bir uğraş daha çıktı!!) yıllar önce Pazartesi dergisine yazdığım yazıyla karşılaşıp okuyunca tuhaf bir duygu karmaşasının içinde buldum kendimi…

“Mazi kalbimde yaradır” mı ?.. “Ne değişti,.Ne fark var aramızda” mı ?..

Önce kestirme bir yargıya vardım,.. Sonra,yargımın doğruluğu konusunda kuşkularım oluştu... -Düşünmeye ihtiyacım var- dedim,. konuyu, yeni deneylere açtım,.. Nadasa bıraktım…
Yeni deneylerden kastım ,Çıt çıtla yaptığım son Haliç gezisi,.. 47 yıllık yaş farkını !!,. üç yıl önce bir Güllük akşamında da !! kapatmıştık,.. geçtiğimiz hafta sonu Haliç’te de, sonrasında Cadde'de Burgercideki yemek muhabbetimizde de… Beraberliğimizde üçüncü bir şahıs yoksa fark kapanıyor,..
Acaba,.. Annelik telaşı yerini “Olgunluğun Dinginliğine” bıraktığı için mi ?.. böyle düşünüyorum,.. Kendi kendimize “Sanal farklar, sanal Zaman'lar mı “yaratıyoruz ?!!

Konu üzerine uçuşan düşüncelerimin temelinde şunlar yatıyor :

“Bizim Müziklerimizin üzerine,. yenisi ve daha iyisi yapılamadı ,..
Bizim ,. Romanlarımız da yazılamadı..
Şiirlerimiz de !!...
Hala eski Filmleri seyredip keyif alan onbinler var,..
Veeee,..
Dünya,.. eskiye öykünen gençlerle dolu..”

Yanılıyor muyum ???....

f.k.d Şehir/10 Şubat 2009






Anneler ve Oğulları

Sakın olaki 18 yaşından sonra çocuk doğurmaya kalkmayın...
Çocuklu ve az problemli bir hayatın sırrı çocuğunuzla yaş farkınızın 17-18 seneyi geçmemesinde yatıyor dersem ,.. suratıma –yazdıklarıma- garip garip bakmayın .Tecrübe konuşuyor !!... Oğluyla 30 kızıyla 33 yıllık yaş farkını göğüslemeye uğraşan bir anne var karşınızda.
Nedir bu tecrübe ? sorusunu kısaca özetlemeye çalışayım;
Oğlunuzla geçen ilk yıllar,evlilik gibi cicim yıllarıdır ,.. Agucukları ,.. kakası ,..çişi ,.. bezi ,.. sütününüz geldi gelmedi ,., sebze maması ,.. muhallebisi ,.. vitaminleri ,.. aşıları ,.. kaç gr. aldı ,. kaç cm. uzadı gibi konular gündemin ilk sıralarındayken,.. bir bakmışsınız sizin canavar –oğluşunuz 2 yaşına siz 32 yaşınıza gelmişsiniz.
De-de,ba-ba,ütçü,gak,gıy,hanhan,akkabı ve benzeri kelimelerden oluşan dilini kavramak ve başkalarına tercüme etmek,.. Match-box larının çeşitliliğini artırarak,silah alımına yönelik harici faktörleri (anneanne,babaanne,hala,teyze vs) bertaraf etmeye çalışmak,.. dişlerinin sayısını , aşılarının takvimini takip etmek,.. yuvada yaptığı çöpten adam resimlerine , sanki Van Gogh tablosu yapmışcasına tezahüratlarda bulunarak, kendine güven,sevgi vb. konularda psikolojik ! ve sosyolojik! kavramları oturtmakla geçen yılların sonunda ,.. siz oldunuz 37 oğluşunuz oldu 7 !..
Bu arada muhtemelen çalışıyorsunuz,yaşınızda kariyerinizin en tepe ve yoğun noktasında olmaya müsait ama,.. oğluşunuz ilerde yalnızlık çekmesin dediniz ,.. kardeş için ideal yaş farkı 3 yıldır diye düşündünüz ,hamile kaldınız ve bir kızınız oldu. (“kızlar ve anneleri” Pekkkk.. yakında burada).
Biri yuvada biri beşikte iki çocuğunuzu doğal olarak bakıcı teyzeler,anneanne,babaanne gibi dış yardımlarla büyütmeye uğraşıyorsunuz,..Aaaa birde unutmadan “karıcığım çocuk yetiştirmek çok önemli bir olaydır,her konuda olduğu gibi bu konuda da sana güvenim tam, çocuklarımız konusunda alacağın her kararda,vereceğin her eğitimde sonuna kadar arkandayım”!! diyen çok ,çok anlayışlı ,.. bir kocanız var. Siz sürekli gol atmaya uğraşan sahayı boydan boya kateden forvet , O da tacla faulle kenarlarda,ortalarda vakit geçiren bir orta saha mübarek. (neyse bu ayrı bir yazı konusu,fazla deşmeyin )
Evveett geldik mi ilkokula,. Kuzum siz ne zaman ilkokula gitmiştiniz ?. Ben tamı tamına 40 yıl önce .Sizin zamanınızda ilkokullarda eylem,ulaç,ulama,vurgu,bağfiiller vb. konular,.. 2x +2y ,saatte 180 km yapan arabayla yola çıktınız gibi, kolay !! matematiksel kavramlar mı vardı ?, yoksa yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı gibi “Yerli Mallar” haftası benzeri etkinlikler mi ?, Servis Şöförleriyle 5’ -10’ hesabını ve kavgasını yapmak mı ?.. Yoksa zil çaldığında evinize koşturup yemek yiyip tekrar okulunuza dönmek mi ?.. Başladınız mı yeni Dünya düzenine ayak uydurmaya,.. başlayın başlayın bu daha bir şey değil. Anadolu lisesi,kolej sınavlarını başarıyla tamamladınız 5 yılı bitirdiniz (şimdi oldu 8 yıl ) ortaokullu oldunuz ,.. oğluşunuz 12,siz 42.
Bir lisan bir insan ve benzeri özdeyişler günümüzün yükselen değerleri eh çok şükür sizde yeni düzene ayak uydurdunuz zaten, geldi ortaya hazırlık sınıfı ve İngilizce, 2 lisan 2 insan, eklendi mi yanına Almanca.
Spor çocukları uyuşturucu ve benzeri kötülüklerden korur hafta sonu aktiviteleri şart.
Bu arada kalelerinizin de birer birer düşmeye başladığının ayırdına vardınız,.. sevgili oğluşunuz,.. bir hafta sonu koca bir kaleşnikofla karşınıza çıkıverince.,10 senelik mücadeleniz “bütün arkadaşlarımın silahı var anne , ben harçlıklarımı biriktirdim aldım” gibi bir söylemle noktalandı !!. Oysaki Ninja kaplumbağlarının , garip kulaklı uzay adamlarının isimlerini ve aksesuarlarını bellemiştiniz,.. doğum günü,.yılbaşı,.ara karne,.ana karne vb zamanlar için.
Evet artık liseli olduk15 e 45.
Siz olgun ve kendini sürekli yenileyen bir annesiniz !! şüphesiz sınıf geçme sisteminin yeniliklerini OSS,ÖYS gibi milli eğitim sistemimizin temel taşlarını ,.. sular seller gibi ezberlediniz,.. Her sene bir şeyler değişiyormuş olsun,.. siz yenilikçisiniz ya. Not yükseltme,seçmeli dersler, Edebiyattan kesin geçilecek (hayatta a,b,c,d şıkları dışında bir şey görmemiş oğluşunuz bunu nasıl becerecekse ?,..) gibi konular size vız gelir !! .
Sizin zamanınızda 15 li yaşlarda, yazlık sinemadaki sarı saçlı oğlan çocuğu,vapurdaki beyaz kazaklı çocuk gibi platonik boyutlu,subjelere göre belirlenen aşk olsa da,.. Olsun, siz olgun ve yenilikçi bir annesiniz !! kız arkadaşlarla bitip tükenmeyen telefon muhabbetleri,garip isimli publar ve cafelerde harcanan küçük çaplı servetleri anlayışla karşılarsınız.
Kız erkek ilişkileri,.kız erkek eşitliği,.kadın hakları,. o yıllara kadar hep içten içe vermeye çalıştığınız kavramlar. Eh allah için kocanızda bu konularda size çok yardımcı ! işten gelince salata vs.gibi kendi zevkine de olsa bir şeyler yapmak üzere mutfağa giriyor,her konuda size danışıyor,bilgilendiriyor !!, karıcığım oğlan telefon etti akşam Ahmetlere gidelim mi ?.. oğlanın bilgisayarı arızalanmış ne yapacaksın ?,.. oğlanın tarih defteri bitmiş haberin varmı ?? vesaire vesaire.
Sonra bir gün bir bakıyorsunuz yıllarca kadın hakları konusunda eğittiğinizi zannettiğiniz oğluşcuğunuz , bir izin için babasına danıştığında “annenle bir konuşalım oğlum” yanıtını alınca - “öff be baba sende bir kere bile şu yumruğunu masaya vurup ben böyle istiyorum diyemedin” diyerek - babasını eleştiriyor ve baba oğul dayanışmasının temelllerini atıyor.

Sizin zamanınızda ev satın alınabilen paralarla alınan CD ler ve kasetler eve gelmeye başlayınca ise işler tümden değişiyor, kale male kalmıyor... .İbrahim Tatlıses,İbrahim Erkal,Ayna,Suat,Teoman gibi isimlerini ve müziklerini asla ezberlemeye ve duymaya tahammülünüzün olmadığı kişiler kulağınıza, suratınıza birer birer çarpmaya başlıyor.Tv'lere her çıkan , sözde sanatçılar için bu kim ?,.. bu ne ?,.. sorularınıza -aman anne - sende kimseyi tanımıyorsun, uzaydan mı geldin ?, sorularına muhatap olup,kendi kendinize soruyorsunuz ; Ben ki,.. Orhan Gencebay ‘ın bile tek bir şarkısını bilmem, nasıl oluyor da oğluşum bu adamları tanıyor ve seviyor ?..
Yanıtsız kalmaya mahkum sorular dönemine başladınız bile...
Oğlunuz 17 siz 47.
Okuduğunuz gazete ve dergilere dokunulmadığını farkettiğinizde iş işten zaten geçmişti. Sizin gazetenizde GS haberleri yarım,..diğer gazetelerde 5 sayfadır,..kadın hakları,çocuk ve insan haklarından bahseden dergilerinizde, Manken Aysun Kayacı ‘nın (ohh nihayet ismini öğrendim oğluşum çok beğeniyor da !! ) hangi bara gittiğinden, internet sörflerinden (ne demekse ) bahsedilmez... Geçen yılların koşuşturması,. sinema yönetmenleri,yeni aktrist ve aktörleri gündeminizden çıkardığı için,.. Matrix’ in ne menem bir film olduğunu anlamanız zaten olasılık dışıdır. Hane halkının (baba ve çocuklar) Tv ye ayırdığı saatler ise,. sizin kendinizle ancak başbaşa kalabildiğiniz zamanlar olduğu için ,.. doğal ki TV lerdeki “Televoleler,Müzik Klipleri , Mahallenin muhtarları”gibi konularda fikrinizin olması mümkün değildir... Tüm bu olumsuzluklara rağmen biliyorsunuz ki oğluşunuzla ortak noktalarınız da var; kitap okuma,siyasetle ilgilenme,siyasi gündemi yakın takip etme gibi. Ama o da ne “Mehmedin kitabını” tavsiyenize uyarak okuduktan sonra karşınıza ben zaten hep asker olmak istemiştim diye çıkınca (demekki yasaklanması hayırlı olmuş !!) ,.. Seçim gecesi siz inanılmaz üzüntüye gark olduğunuzda ,O bir kenarda bıyık altından gülüp, kafasına terliği yeme bahasına “ben sana söylemiştim MHP nin kötü bir parti olmadığını “ dediğinde...
17 ağustos sonrasında herkese ve herşeye nalet okurken “yav anne,.. kuzum şu memlekette bir kişiyide beğen hakkında iyi bir şeyler söyle,.. ne muhalefet ruhlu kadınsın dediğinde” ,.. evet işte tam o anda bütün iplerin sicimlerin koptuğunu hissediyor,.. bir zamanlar yedirmek için uğraş verdiğiniz, şimdilerdeyse doyuramadığınız,.. üstelik Gurme olduğunu iddia edip yaptığınız her yemeye bir kulp takan sevgili oğluşunuzun kafasına pilav tenceresini geçirerek inanılmaz bir rahatlamaya kavuştuğunuz an!!,.. hatanızıda anladığınız an oluyor,.. üstelik aynı hatayı iki defa yapmak gibi bir halt ettiniz.!! Sizin için çok geç ama, sorumlu bir yurttaş olarak derhal birilerini uyarmalısınız,.. Bu düşüncelerle kaleme kağıda sarılıp asla ve kat’a 18-20 yaşından sonra çocuk doğurmayın diyerek, gerekçelerinizi sıralamaya başlıyorsunuz ; İşte yukarda yazılanlara ilave edilecek birkaç neden daha ;

a)Pediatristler 18 sene içinde Kuzu beyni/yarım yumurta ,vs..bebeklere faydalı mıdır?. değil midir?,.. gibi tartışmaları sonlandıramazlar,
b) kalaşnikof,match box ve ninjalar ,.18 yılda değişime uğrar,.. ama, bu asla çelik çomağın değişimine benzemez !!.
c)Servislerin modelinin değişmesine rahatlıkla ayak uydurabilirsiniz, nasıl olsa sizde okulun zilini evden duymamıştınız.
d)Komşu balkondaki çocukla bakışmıyorsunuz ki ,çoktan gittiniz,..konuştunuz,.. belki de yattınız!!.
e)Bilgisayar zaten hayatınızdaydı,.. x yerine y programını öğrenmeniz işten bile değil..
f)Hümanizm,..toplumsal çözümler,..yardımlaşma,.. 30-40 yıllık dostluklar,..yazlık sinemalar,..sek-sek gibi oyunlar vb...
Aaaaa,... bunlarda ne ?,.. siz 12 eylül 1980 de doğdunuz,!! oğluşunuzda 11 eylül 2001 de ne fark aranızda...

f.k.d. kasım/2001

25 Ocak 2009 Pazar

Kitap Notları -2-




Bir çekimin perde arkası !!

Haftanın konusu belli oldu,.. Yemek – İçmek !!.
Dün,.. soğan,sarmısak,kuru üstü pilavla başlayan!,.mutfaktan Fotoğraf manzaralarına,.. Bugün kitaplarla eşlik edeyim dedim...
”Kışın orta yerinde yazdan kalma güneşli günler,insanın dengesini bozuyor “ gibi,abuk bir cümle kurmayacağım!! Zaten,. Dengesizin tekiyim biliyorum !!!.. Dengesiz olmaktan da –ara sıra,..Yok,yok ,.Hayır,..Sık sık,. melankolik bir tavır geliştirsem de – mutsuz olduğum söylenemez.Yaratıcı yanımı geliştirdiği bile düşünülebilir..
Öyle ya,.. Hava harika,. Acaip,..bir şekilde fotoğraf çekmek istiyorum.. Amaaaa.. akşam misafir gelecek,.. Ev tamtakır,.. Migrosa gidilmeli ,..Alışveriş yapılmalı.. Yemek pişirilmeli ve bunların hepsi öğleden sonraya sığdırılmalı. Eeeee,.. ne zaman fotoğraf çekeceğim ?.. Kış ortası “O” ışığı bir daha ne zaman yakalarım ?..
Ne yapmalı ?.. Nasıl yapmalı ? (Çernişevski’nin, -1970 lerin ünlü ve güzel Markisist kitabının adıydı).
Sonuç ; Bir yanda ,..Düdüklü tencerede Barbunya fasulyesi pişirilir !,.. Yan tarafta,.Fotoğraf makinasında, fasulyeler ve pirinçler resimlenir ,.. Sümbüllerim , Balık kokusunu alt edip ,.. üstelik birde şahane pozlar verirler !! Penceremden içeri süzülen güneş ,mutfak masamda dans eder,.. Ehh kuzum daha ne isteyeyim,..

Başlık atıldı : “ 3 m2’de Mutluluğun Fotoğrafı ”

Veeeeee,.fotoğrafa dair bir tespitle Kitaplara atlıyalım,..Onu bunu bilmem - ISO, Apartur,Zoom vs.- “Sevdiğini Güzel Çekiyorsun “!! Arkadaş...

“Altı bardakta Dünya tarihi”
“İstiridye üstü Girit”
“Tehlikeli Tatlar”
“Yemek İçmek Yaşamak”
Kim demiş,.. (Bu kitapları ve başkalarını okumadan önce ben derdim,.. ) Dünya Tarihi Tarih profesörlerinin yazdığı tarih bilimi kitaplarından öğrenilir...
İşte size dört keyifli kitapla Dünya tarihi...

Altı Bardakta Dünya Tarihi -2005- Yazarı; Tom Standage – İngiliz, Mühendis- Yayınevi;Merkez kitaplar. 317 sayfa. (Okuma tarihim;2006 Eylül)

Dünyanın ilk içkisi Bira’yla başlayan (MÖ.10000) bir dünya tarihine yolculuk yapmak, Şarabı,..Kahveyi,.. Çayı,.. Romu,.. sosyolojik gerçekleriyle Tatmak !! istiyorsanız ,hemen okuyun derim.
-Keyif Biradır... Sıkıntı sefere çıkmaktır. – (Mezapotamya atasözü MÖ. 2200)-

İstiridye Üstü Girit -2003- Yazarı ; Byron Ayanoglu – İstanbullu, Kanada Vatandaşı bir Rum ,Yemek Yazarı – Yayınevi : Türkiye İş Bankası 315 sayfa.(Okuma tarihim :2006 Haziran)

Akdeniz’liliğin,hele hele Ada’lılığın ,.. gerek sosyolojik gerekse psikolojik temelllerinin bir başka gerçeklik ve farklılık üzerine oturduğunu hep savunagelmişimdir, -Tüm eleştirilere karşın -...
Ege tarihini harika yemek tarifleriyle (Ahtapot ve Kalamara, Kapari ve Şarabın çok yakıştığı deneylerimle ispatlanmıştır !!) okumak isterseniz, okuyun ve eminim “Bu kadar mı ,.. benzeriz be kardeşim !!..” cümlesini sizde söyleyeceksiniz....

Tehlikeli Tatlar -Tarih boyunca baharat- (2004) Yazarı:Andrew Dalby –İngiliz Klasik diller ve Yeme İçme Tarihi Uzmanı- Yayınevi :Kitap yayınları .280 sayfa. (Okuma tarihim 2005 Haziran)

Baharat yolu,.. hep duyduğumuz okuduğumuz ama çokda anlamlandıramadığımız bir konudur,.. Ya da en azından benim için öylediydi, bu kitabı okuyana kadar.. Safrandan,.Zencefile,. Besbaseye,. Tarçına,. Dârü’l-fülfül e (ismi çok hoşuma gitmişdi) onlarca,.adını bildiğimiz, bilmediğimiz baharatlarla, bir dünya seyahati ve tarihine yolculuğa çıkalım,baharat savaşlarına gözatalım diyorsanız,. başlayın okumaya..

Yemek için yaşamak –Yiyeceklerle dünya tarihi- (2007) Yazarı:Felipe Fernandez – Armesto –Modern Tarih profesörü- Yayınevi ;İletişim yayınları. 280 sayfa. (Okuma tarihim 2007 Aralık)
İnsan akşam yemeğini hazırlarken pekala felsefe yapabilir.Her zaman söylerim “Aristotle yemek pişirseydi çok daha iyi yazardı” diye başlayan kitapta, yemek pişirmenin icadından günümüzün fast food kültürüne uzanan bir yemek kültürü araştırmasını okuyor,.. gastronominin,. tarih boyunca devam eden ayrıcalıklı yerini bir kez daha keşfediyorsunuz. Bilmediğimiz,ilginç notları ve bilgileri içeren bir kitap,.. Ama yazarından mı ?,çevirisinden mi ?,.. ya da okuduğum dönemdeki ruh durumuma uygun mu düşmedi,..anlayamadım ... Akıcı bir üslubu yok,.. kolay okunmuyor,.bilesiniz...

F.k.d. 25 /Ocak /Pazar
şehir/2009

11 Ocak 2009 Pazar

Kitap Notları -1-

Sevgili Kitaplarımla aramı düzeltim,.. kırgınlıklar kalktı, 3-5 üvertür kitap sonrası
“ Nietzsche” ve “Tragedyanın Doğuşuyla” birbirimize olan sevgimizi tazeliyoruz !!.
Sıra kitaplığıma geldi amaaaaaa .... aaaaaaa lar uzayıp gidebilir hiç mahzuru yok , zira benim ona ayıracak zamanım yok.Kendisi biraz kaprislidir !! Toplanmasının ne kadar güç ,ne kadar zaman alıcı olduğunu, bildiği halde dağılır!!!, dağılmaya mütemayildir.. Küslüğümüz uzun sürecek gibi ama,.. ne çare...
Kadim dostlarımla ,aramıza Bilgisayarın girmesini ,.. soğukluk olmasını ,.engellemek için yeni bir formül geliştirdim.İki yıl öncesine kadar kitap notları tuttuğum defterimi ortaya çıkardım,.. hem oradaki notlar teknolojiyle tanışacak !!, hem de,.okuyup eleştiri notları yazıp sonrada kaldırdığım ,eski dostlar tekrar gündeme gelecek,.yeniden göz atılacak. Belki tekrar hızlı okumalar yapılacak, yeni notlar alınacak.Ama,.. bundan sonra ki okumalara ilişkin notlar teknolojik ortamda gerçekleştirilecek!!
Bloğumun mana ve önemine !! uygun bir eski dostla başlıyorum “Kitap notlarıma”
İbn Battuta Seyahatnamesi..
Okuma tarihim Kasım/2005 yılı... Ufak çaplı iki tuğla kalınlığındaki !! kitapları yazan ,Fas’lı bu büyük gezgin ,1325 yılında Tanca’dan yola koyulmuş ve Afrika’nın bir ucundan Asya’nın diğer ucuna süren gezilerini tam 28 yıl boyunca sürdürmüş..
(1304 d. -1368 ö.) 1356 da tuttuğu notları yazıya dökmüş/döktürmüş.
Arap-Türk-Asya halklarını anlamak,.. kültürel zenginliklerini ,modernizmi – hem arap!! , hem müslüman!!, hem kadın !! bilginlerin varlığından ve ders verdikleri erkek öğrencilerinden haberdar olup, ağzınız bir karış açık okumalar yapmak ,..- bugünün harabe kentlerinin !! güzelliklerini ve ilginç yerel geleneklerini öğrenmek ve ufak çaplı bir Dünya seyahati yapmak istiyorsanız,. başucunuzda Tuğla boyutlu, okunmayı bekleyen kitap olduğunda kendinizi çok mutlu hisseden “Tuhaf!! Bir yanınız” varsa,. hemen alın ve başlayın pişman olmayacaksınız. Çok başarılı bir editasyonla 2004 yılında Yapı kredi yayınlarından çıktı.

Kasidelerden Bağdat dörtlükleri
(İBN Battûta Seyahatnâmesi pg.316)

“Geldi Bağdat’ın kıyısına,çöktü ağıtçı
Ağlasın gayrı ağlıyanlar dehrin dağıttığı dâra!
Nice yangınlar çıktı suyunda,nice savaşlar,
Küle döndü sokaklarında güzeller,gül bakışlar.,
Yine de ümitvar,gün dönecek yine de
Gelecek saadet saati,rahmet inecek izbelere,
Saklıyor gamını şimdi umutlu yabancı,
Bağdat; bir kocakarı;geçmiş gençliğin baharı
Kayıp zamanlarda ara artık işveli yâri ve tâcı !”

(Ebû Temmam Habib d.796 – ö.846)

Yalnız dolunay gibi sokulur Irak’a o güzel,
Öğle vakti dürülür defteri ateşin güneşin.
Bağdat’ın meltemlerini ambere çeviren el,
Bunca masum mecnun olmasa elbette çekip gider.

(Ebu’l-Hasan Ali Nebîh ö.1222)

Seyahatname notlarından başlıklar..

* Tunus'da Zeytûne Camisi ve çevresi,.. pg.19
* "Kuilon - Calicut (Hindistan) - Kuanzhou (Çin) - Kırım'da Cenevizli ailelerin Surdak Limanı ve İskenderiye " en büyük deniz ticaret merkezleri... pg 21 (1300 lere mi dönüyoruz acaba !!.)
* 1 fersah / 3 mil / 4 km
* O yıllarda Mısır' da en itibarlı dil Türkçe,..
* Baalbek -Heliopolis Şam yakınlarında,.(Jüpiter tapınağı harabeleri)
* Erak ağacı (Salvadore Percia), diş fırçalamada kullanılan bir ağaç türü,Hant isimli meyvası da yeniyor.
* Kûşân - Kuşeri = Mısır'ın Hint kökenli mahalli yemeği.Makarna-Nohut-Mercimek ve Pilavı karıştır,acı biberli domates sosunu üzerine ekle,kıtır ,kıtır soğan kızartması ilave et.!!
* Tebriz-Mardin-Bağdat-Şiraz-Kahire o dönemin en güzel İslam şehirleri.
* Alanya -Tümüyle Türkmen ve Hanefi ,.Kerestesi bol .(soyadı !!!)
* Denizli =Dûngûzla ( domuzlar diyarı) Domuzu bol,Eşi benzeri olmayan Altın işlemeli pamuklu elbiseler dokunuyor,halkın çoğunluğu Rum. (Bir zamanlar köye Domuz avcıları gelirdi !!!)
* Antalya'da ahilik çok yaygın
* Göynük'te bolca Safran varmış !!.
*Hindistan'daki haberleşme sistemi 4*100 bayrak yarışı gibi,.. haberciler 50 günlük yolu 5 günde alabiliyor ,koşarak ya da atla...
* 1300 lerde !!! Delhi'de Fiyat artışlarına karşı yapılan protestolar... pg.630

f.k.d. 11 /ocak /şehir

8 Ocak 2009 Perşembe

Çocuklar ölmesin,.. şekerde yiyebilsinler...

Yeni yıla İsyan yazısıyla girmeyi düşünmüyordum ama ,..


İSYAN EDİYORUM ,..


Dünyaya ,..İnsanlığa,.. İnsanlığıma,.. Yaşananlara ve Yaşayacaklarımıza ...

Güzel,..Sıradan,. ama keyifli bir geceydi ,Yılbaşı gecesi... Her zamanki elitist geyikler,.. 60-70 lerin şarkıları,.. bolca rakı ,..ve hafif sarhoşluk ... Severim hafif sarhoşluğu ve zırhlardan arınıp çözülmeyi,.. dozu aşmazsa iyi gelir insana ,..

Yeni yılın ilk günü ,.Önceki gecenin kalıntılarıyla,. Gelecek günlerin telaşı arasında geçen garip bir gündür..Ömür boyu abisinin ya da ablasının gölgesinde kalmış,.başarısız kardeşler gibidir,.Üzülürüm hep “1 Ocak” tarihine..ama elden bir şey gelmez tarih tekerrür eder !!..

2 Ocak... hızla giriş yapar hayatımıza,. 3-4 defa bocalarız yeni yılın tarihini atarken,..1969,..79,..89,..99,..2009,..2019........vb. Sonra alışırız herşeye alıştığımız gibi.

Ama,.. İnsanlık kavramımızı yitirmediysek,.
Bombalarla parçalanmış çoçuklara alışamayız,..
O,.. insanlık dışı görüntülere bakamayız,..
”İnsan insana, nasıl bu denli vahşet uygular?.. sorusuna, yanıt aramaya bile takaatimiz olmaz..

Bir şey yapamamanın,.düşünememenin ve düşünmek istememenin çaresizliğini yüreğimizde hissedip,.. yılbaşı gecesi keyifle yudumladığımız kadehleri,. bu sefer hınçla,.. akla ziyan bir hızla ,.. unutmak adına yudumlarız.

Nafile.....
Bombaların etkisini hiç bir şeyin yok edemediğini anlayıp çıkış yolu bulmaya ,..Aklı kurtarmaya,.. yüreği serinletmeye,.. çalışırız,..

Ve,.. başlarız yazmaya,.. kendimizin okuyup kendimizin dinleyeceğini bile bile,..Sanki tüm dünyaya seslenircesine,..Sanki bütün dünyaya hakim “miş” gibi..yazarız,..

Hayatı “mış” ve “miş” gibi yaşadığımızın en acı biçiminde ayırdında ,...
yazar ,..yazar ,.. yazar,..yazar,..yazarızzzzz.........

f.k.d. 8/01/2009 şehir.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Unutmamıştım kağıttan gemiler yapmayı,
ellerim de buruşmamıştı daha,

kaptanlıktan da emekli olmamıştım
ama,..
hüzün geldi baş köşeye kuruldu,
yoruldu, .. yüreğim
yoruldu...
demiş Şair..

Bende yorgunum bu gece....

f.k.d. 7/01/2009



19 Aralık 2008 Cuma

Benden selam söyle Bulutlara.....


49 yada 50 yıl önce babasının elinden tutmuş küçücük bir kız,. Simsiyah,. garip bir geminin, güvertesindeki deliğe doğru yürüyor,..dimdik merdivenlerden düşmemeye çalışarak inmeye çalışıyor,..kocaman açılmış gözleriyle,.daracık odada, ranzanın başındaki dolap kapaklarına yapıştırılmış ,mayolu teyzelere bakıyor !!!...
Çılgın ,.. ve Saygın ,.. adamlardı Denizaltıcı amcalar...
Küçük kızın da Denizaltıyla ilk tanışmasıydı ,..
Doğal ki unutulmadı,...


Frozen sonucunu öğrenip, gözyaşlarını saklamaya çalışarak, kendini kantinin soğuk avlusuna atan genç kadının ,.. Kaybetme korkusuyla ilk yüzleşmesiydi...
Doğal ki unutamadı..

25 yıl sonra bir kır lokantasından,.. Hamsi tavayla!,. bulutlara gönderilen selamlar,..İçe akıtılan yaşlar,..ve Sözler ....
Anılardan süzülenlerdi !,..
f.k.d. 19/Aralık/2008

Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk

Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim


C.Y.

Posted by Picasa

14 Aralık 2008 Pazar

Çingeneler Zamanı*

*Emir Kusturica /1988

Özgürlükçü,.. Anarşist,.. Hayatı bildikleri gibi yaşayan,.. Kimseyi umursamayan ve takmayan,..
Aslında tüm bu sıfatlar,.. Kâdim topluluğa ilişkin duygularımızı tek bir kelimeyle ifade edemeyişimizin de gerekçeleri...
Yoğun tiksinti duygularımıza “Çöplükten verdikleri mutluluk yanıtları ,.. “
Küçümsemelerimize karşın ,.. “bütün formelliklerinden sıyrılabilmeleri,..”
“Teknolojinin getirdikleri mi,.. yoksa götürdükleri mi ..” tartışmasını, bir kalemde sıfırlamaları,..
Otomobillerin hakim dünyasında hala at arabalarıyla zamana meydan okumaları ..
“Kadınlarının röfle yapılmış saçlarının olmazsa olmaz,.. Erkeklerinin Briyantinli saçlarının her problemin önünde geldiği” bu insanları hiç ama hiç anlayamadığımız ve anlama çabalarımızın da göstermelik olmaya mahkum olduğunu düşünüyorum... Anlayamayız ,..
Ne kadar istesek,. Onlar gibi ve Onlarla beraber “O” hayatı yaşayamayız..

Yaşamı paylaşmadığın,eş değer yargılarına sahip olmadığın insan topluluklarını anlayabilirsin ,.. Neden ?.. Hedefte birleşiyorsundur.



Amaaaa,.... İş Çingenelere geldiği zaman ...
Anlayamamak duygusu ve anlayamamanın çaresizliğini ,... Fotoğraf makinamı alıp - güneşli bir Aralık sabahında uzaklara gidememenin sıkıntısını yakın çevrede gidereyim diyerek- yürüyüşe çıktığım bu Pazar günü bir kez daha algıladım.
Şehrin kalabalığının orta yerinde, her zaman çiçek aldığımız, Çingene kadın ve küçük kızı,. Pazar sakinliğinin ve güneşin verdiği rehavetle oturuyorlardı,. her zamanki yerlerinde,..
Ben tüm çekingenliğimle – İnsan fotoğraflarında agresif olamamak gibi 21.yy insanına yakışmayan bir defektim var !!..- ama tanış olmamızın da verdiği cesaretle “fotoğrafınızı çekeyim mi ?.”diye sordum.. Anında poz verdiler ,..
3-5 fotoğraf sonra,.. - Abla bana bu fotoğrafları hemen verirsin dimii,.. kızımın hiç fotoğrafı olmadı bugüne kadar da,.. - cümlesi geldi,..
Bittim ,........












Bir nedenle !!.. tanış olduğum Çingenelerle ilgili ,çok şey bildiğini zanneden ,iddia eden “Ben” Yine hiç bir şey bilemediğimin ayırdına vardım,..
Veee ,.. Çok bilmişlerin !!!!!!!! bilememezlik duygusunu bir kez daha yaşayarak,..
Kös kös önüme bakıp “Ruhu savrulmuş,..” fotoğraflarımı çekip,..
Gittim............

f.k.d.
Aralık/2008/Şehir

11 Aralık 2008 Perşembe

Romantizimden,.. Realizime,..


Kalabalıklar içinde yalnızlık...

Yoğun yalnızlık duyguları mı nostaljiyi çağrıştırır ?,. Bir olay ya da nostaljik bir objeyle mi yalnız olduğunuzun ayırdına varırsınız ?,..
Yanıtı bilsem,... bu sorularla yazıya girişmezdim,.. düşünelim ve yazıya dökelim,.bakalım nerelere yol alacağız.
Yanıbaşımda konuşlanan bir fotoğrafla daha iyi çözümleme yapabilirim diye düşündüm ve bir dostumun fotoğrafını aldım sol yanıma,...Temaya çok uyan bir fotoğraf, onu çözümlerken belki sorumuza da yanıt bulabiliriz.
Ağaçlarla,..başlayalım;
Bu resimde ilk anda,Ada’nın çamları bizi sarıyor... Çam,.. köknar,.. ceviz,.. isim önem taşımıyor aslında,. ağaçlarla ve doğayla sarıldığımızı hissetme duygusu assolan..
Devam edelim..
Çamların kollarından uzanan Marmara denizi,..
Sizi,. Şirket-i Hayriye yıllarına kadar taşıyan Şehir hatları vapuru,..
Uzaklardaki tekbaşınalığı ile,.yalnızlığımıza vurucu darbeler indiren Hayırsız Ada,..
Ve,.. Yıllar boyu Kasım ayı ile beraber aşina olduğumuz,.. gri renkli,.İstanbul semaları,..

Doğayla içiçe geçme,.. doğaya sığınma,..doğaya olan içten sevgi, .. Fotoğraftan bize akan duyguların bir bölümü,..
Çamlar,..Adalar,..Vapurlar,.ise,. Nostaljik duyguları körükleyen ögeler zinciri...

Doğayı ve nostaljiyi içinde barındıran bir fotoğraf , bir obje veya bir olay karşısında duygulanmak ,..
yalnızlığımızın işareti mi ?..
yoksa yaşlandığımızın mı?,..
ya da yıllar içinde kaybolan naif duygularımızı ,doğanın saflığıyla geri getirme çabası mı?,..
Sorular,. Soruları getiriyor,. belli ki,..cevaplarda çoklu ...

Yukardaki satırları 4-5 gün önce duygusal bir anımda yazmaya koyulmuş ve yarıda bırakmıştım,.. silmeye kıyamadım ama konuyu uzatmaya da niyetim yok !!...

Çözümleme yaptığım fotoğrafa, kendime ait 2-3 başka fotoğrafla farklı bir etki katmaya çalıştım ama bu çaba nostaljiyi daha da körüklemekten öteye gitmedi..bu bir imaj meselesiydi!. Dolayısıyla ,. nostaljik çağrışımlara açık bir fotoğraf,..tablo,..obje,.. ya da olay karşısında duygulanmakla,.. Yalnızlık ,..Yaşlılık ,.. ve Kaybolan naifliğin ,. ilintisini kurmaya çalışmak abesle iştigaldi..
Sonuçta ,. Karar verdim, “Abesle iştigal” etmeyi bazı zamanlar ,. iyi beceriyorum!..


Düşen bir yaprak görürsen...........




Yeryüzünde ne olursan ol,.. insan,.. hayvan,.. ağaç,..çiçek,..yaprak,.. koltuk,..masa,.. vb... yerini bırakmayacaksın , boşaltmayacaksın , ..kaptırmayacaksın !!..
Kaptırırsan ne olur ?!!..
Cânım Erguvanımın yapraklarının Lodosa,. Poyraza ve Kasımın soğuk günlerine yenik düşerek, yerlerini kaptırdıklarının resmidir .. (Bkz.sol cenah!!...)
Komşunun sokak sürtüğü !! Sarmanı ,.. birde değişik pozlar verdi üstelik,düşen yapraklara inat..
Tek bir direnişciyi !! fotoğraflayabildim,.. merakla bekliyorum,. bakalım direnişini ne zamana kadar sürdürecek...



Beni,. karşı apartmanın meraklı gözlerinden saklayan ve koruyan,.. isimsiz ve kimsesiz gariban ağacım ise, Karga milletinin oyuncağı oldu.. Bütün yaz tepeledikleri yetmiyormuş gibi şimdide narin dallarında kovalamaca oynuyorlar...




1 Aralık 2008 Pazartesi

Bir günün ardından,........


“Martılarla Karabatakların Haliç Şenlikleri”

Umuda yolculuğa 1 hafta tahammül edebildim,..Ben gerçek yolculuklarla var olabilirim ,. anlamış oldum !!..

Bir hafta önce serumlar ve sondalarla bezeli Bedenimi!!,.. bu sabah ani ve çılgın bir kararla,.. Aynalıkavak kasrına gitmek üzere, soğuk ve yağmurlu sokaklara attım,.. Sarıdan, Kırmızıya uzanan yolculuğa çıktıklarını düşündüğüm Kavak yapraklarını fotoğraflamak düşüyle ...
İsyan etmedi, ”delidir ne yapsa yeridir “ dedi ,.. kabullendi,..
Üstelik her uzvu ayrı ayrı üşüdüğü ve ağrıdığı halde gün sonunda oturdu birde yazmaya koyuldu yaşadıklarını... Beyin ve Yürek eş zamanlı keyiflenince,.. Bedenin şansı yok,. uyacak yaşanacaklara ve yaşananlara !!!.. Ehh,.. allah için uydu da, şu ana kadar maraza çıkarmadı .


Güne dönersek,..
Sabah,...
Kasımpaşa meydanında ,Deniz hastanesi tabelasını görüp, 45 yıl önceye giden anılar zinciriyle başladı !!.. Hastaneye giden yokuşun başında bir an durakladım,.. soğuk bir kış günü yaşadığım Bademcik ameliyatını,..çocukluğumun Taşkızak tersanesini hatırladım,.. “Yokuşu tırmansam ve geçmişe yolculuk mu yapsam” dedim ,. Vazgeçtim,... Bir başka zamana erteledim, bir hafta boyunca geçmişe yaptığım yolculukları anımsayarak !!..
Koyuldum yola Aynalıkavak Kasrına ve Sonbahar renklerine doğru... Amaaaa....... “Restorasyon nedeniyle Kapalıdır” tabelasıyla karşılandım...

“Devam” dedim, hiç tereddüt etmeden,.. Kafaya kondu bugün fotoğraf çekilecek !!!.. Yolumun üstünde Koç müzesi var,.. bir çay içer soluklanır plan yaparım diye düşündüm ve daldım müzenin sahildeki restoranına,..





Kasım ayının soğuk yüzü,.. gri İstanbul semaları,.. bomboş masalar,. “Dışarıda oturup bir çay içebilir miyim?, “ diye soran bir kadın,.. Ve,.. “bu şehri İstanbul’da ne çok manyak var” diye iç geçiren bir garson !!,..
Ama patronunun “beyefendi tavırlarını !” şiar edinmiş adamların, sahtekarca tebessümüyle,”siz üşümesseniz tabiki” efendim yanıtı...














Ve şenlik başladı !!!!!!!!!..
Sahil ,sürekli bağrışıp, çığrışan onlarca hatta yüzlerce Martıyla doluydu,..Üstelik Karabataklarla Haliç’in sularında ip atlamaca oynuyorlardı !!..